Ve işte o an, hayatının bildiğim her şeyin sona erdiğini anladım.
Fotoğrafı elimde tutarken parmaklanımın ucu buz kesti. Sanki kağıt değil de bir suç delili tutuyordum. Kız çocuğu karşımdaki sandalyeye oturmuş, iki elini çorba
kasesinin etrafında ısıtmaya çalışıyordu. Saçlanı kanışmıştı, yanaklan soğuktan kızarmış, göz altian morarmıştı. Ama o gözler. O gözler, Murat in gözleriyle aynı
tonda, ayrı derinlikteydi.
“Bu fotograf neden sende?” diye bir kez daha sordum. Sesim kontrolümden çıkmış, fazla sertleşmişti. Hemen pişman oldum. Kız ürktu, bakışlarını kaçırdı
“Ben… adımı söyleyeyim mi?” dedi fısılbyla.
“Evet,” dedim, daha yumuşak bir sesle. “Benim adım Elif Seninki?”
“Zeynep” dedi. “Annem annem bana bu fotoğrafı verdi ama saklamamı söyledi. Beni bulmak istemezsen diye…
Kalbim deli gibi çarpmaya başladı. “Kimi bulmak istemezsom?
Zeynep yutkundu. “Onu.”
Onu derken “Fotograftaki adamı Gözleri bir an doldu, sonra kendini toparladı, “Ben ona bir şey söylemek zorundayım.”
Başım döndu. Murat üç yıl önce toprağa verilmişti. Kendi ellerimle mezarına çiçek bırakmıştım. Olum raporu hastane… cenaze hepsi gerçekti. Peki bu luz neden onu anyordu? Ve a tanıdık bakışlar
“Zeynep dedim, kendimi toparlamaya çalışarak, Murat yani fotoğraftaki adam… benim kocamdı. Ve uç yıl önce oldu
Kızın gözleri büyüdiu. “Hayır” dedi kararlı bir şekilde Annem öyle demedi. Annem… O ölmedi dedi. Sadece yokmuş gibi yapıyorlar” dedi