Dokuz aylık hamileydim. Erzurum Palandöken’in dondurucu zirvesinde, gözünü hırs bürümüş kocam Bora tarafından 500 milyon liralık hayat sigortası tazminatını alabilmek için buz tutmuş bir uçurumdan aşağı itildim. O an beni ve henüz doğmamış bebeğimi dağın dondurucu karanlığına gömdüğünü sanıyordu.
Sadece saatler önce, tipiyle boğuşan sarp kayalıklarda ona yalvarıyordum: “Lütfen Bora, hava çok soğuk. Karnım ağrıyor, patika tamamen buz tutmadan eve dönelim.”
Bora ise kolumu sıkıca kavrayarak beni uçurumun kenarına doğru sürüklüyordu: “Hayatında bir kere de şikayet etmeyi kes Leyla!”Sonra o korkunç an geldi. Tüm gücüyle beni geriye doğru itti. Ayaklarım buzlu kayanın üzerinden kaydı. Düşerken attığım çığlık fırtınanın uğultusunda kayboldu. Yukarıda, uçurumun kenarından bana bakan Bora soğuk bir kahkaha attı: “Üzülme karıcığım, sen ve bebek burada fazla acı çekmeyeceksiniz.”
Mucizevi bir şekilde, uçurumun yarı yolundaki dar bir kaya çıkıntısına çarparak durdum. Dayanılmaz bir acı vücudumu sararken kollarımı içgüdüsel olarak karnıma doladım. Zihnim bulanıklaşırken yukarıdan tanıdık sesler geldi. Bora yalnız değildi; yanında asistanı Selin de vardı.
Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.