Bunları ilk defa anlatacağım.

Kapı kapandığında kalbim göğsümden çıkacak gibiydi. Aylarca ekrandan gördüğüm adam, şimdi evimin salonunda duruyordu. Elindeki siyah çantayı yere bıraktı, etrafa kısa kısa baktı. Benimse içimde tarif edemediğim iki duygu vardı: biri heyecan, diğeri tarif edemediğim bir huzursuzluk. Oturduk. Çay koydum. Ellerim titriyordu. Konuştukça fark ettim; ekrandaki adamla karşımda duran adam aynı değildi. Mesajlarda beni anlayan, sabırla dinleyen o adam; şimdi aceleci, biraz da gergindi. Çantayı sık sık gözümle takip ediyordum ama sormaya cesaret edemiyordum. Bir süre sonra sohbetin tonu değişti. Bana yaklaşmak istedi. İşte tam o an içimde bir şey koptu. Aklıma kocam geldi. Yalnız bırakan, ilgisiz ama hâlâ hayatımın gerçeği olan adam… Kaynanam, evim, yıllardır sustuğum şeyler… Ve kendim. Aynada her gün baktığım ama sesini duymadığım kendim. “Dur” dedim. Adam şaşırdı. Geri çekildi. Gözlerimin dolduğunu fark edince sordu: — Bir sorun mu var? Derin bir nefes aldım. Aylarca sakladığım gerçeği, titreyen bir sesle söyledim: — Ben bekar değilim… Evliyim. O an yüzündeki ifade hiç aklımdan çıkmadı. Ne öfke vardı ne bağırma… Sadece hayal kırıklığı. Ayağa kalktı. Siyah çantayı aldı. — Keşke baştan söyleseydin, dedi.
Reklamlar