"Sen bir canavarsın," diye tısladım gözyaşlarımın arasından ve kendimi açık pencereden dışarı, gecenin soğuk ve karanlık kollarına bıraktım. Aslı'nın üzerine düşmekten son anda kurtulup beton zemine yuvarlandım. Dizim parçalanmış, avuç içlerim kanamıştı ama acıyı hissetmiyordum. İçimde sadece tek bir güdü vardı: Hayatta kalmak ve kardeşimin intikamını almak.
"Koş Aslı, koş!" diye bağırdım. Gecenin dondurucu ayazında, arkamızda Kerem'in öfkeli küfürleri yankılanırken, sokakların dar ve tenha köşelerine doğru soluk soluğa koşmaya başladık. Artık sadece yas tutan çaresiz bir gelin değildim; avcıdan kaçan bir avdım. Ama yemin ederim ki, iç cebimde yanan o telefonu Savcı'ya ulaştırdığımda, bu kanlı oyunun sonundaki asıl av Kerem olacaktı. Kardeşimin kanı asla yerde kalmayacaktı.