Bu benim kız kardeşimdi

"Aslı! Aç kapıyı, içerde olduğunu biliyorum!" Bu ses... Kerem'di.

Kalbim göğüs kafesimi parçalayacakmış gibi atıyordu. Kerem'in burada ne işi vardı? Bizi nasıl bulmuştu?

"Bahar..." Aslı dehşet içinde bana baktı. "O... o senin nişanlın. Ne yapacağız?"

"Sus," diye fısıldadım, ayağa fırlayıp masanın üzerindeki siyah telefonu ve kanlı notu ceketimin iç cebine sakladım. Gözlerim odada bir çıkış arıyordu. Kardeşimin ofisi zemin kattaydı ve dışarıya açılan, arka havalandırma boşluğuna bakan küçük bir penceresi vardı.

"Kapıyı kıracağım!" diye bağırdı Kerem dışarıdan. Sesi hiç de o tanıdığım, sevdiğim adamın yumuşak sesi gibi değildi; saf bir öfke ve ölümcül bir tehdit barındırıyordu.

"Aslı, pencereye yardım et," diye fısıldadım. İkimiz de sandalyeye çıkıp pencerenin mandallarını zorladık. Eski çerçeve gıcırtıyla açıldığında, kapının menteşelerinden çatırdama sesleri gelmeye başlamıştı. İlk önce Aslı'yı dışarı ittim. O karanlık boşluğa atladığında, odanın kapısı büyük bir gürültüyle açıldı.

Dönüp baktığımda Kerem'in iri siluetini gördüm. Elinde soğuk, metalik bir şey parlıyordu. Susturucu takılmış bir silah.

"Bahar?" dedi şaşkınlıkla, ama gözlerindeki o avcı ifadesi hiç değişmedi. "Senin burada ne işin var hayatım? O telefonu bana ver."
Reklamlar