Bir öğleden sonra, her zamankinden daha erken eve döndüğümde, rahmetli kızımı hatırlattığı için bebeğiyle birlikte bir dilenciyi evime aldım.

Bir öğleden sonra, her zamankinden daha erken eve döndüğümde, rahmetli kızımı hatırlattığı için bebeğiyle birlikte bir dilenciyi evime aldım.

75 yaşındaydım. Günlerim sessizlik içinde geçiyor, geçmişin anılarıyla dolup taşıyordu. Kızım Gülay, üç yıl önce vefat etmişti ve kalbimde derin bir boşluk bırakmıştı. Oğlum Sebahattin ise şehir dışında yaşıyordu; ziyaretleri çok seyrek oluyordu. Ev bana artık fazlasıyla boş geliyordu.

Bir gün pazardan dönerken, yol kenarında yıpranmış bir battaniyeye sarılmış bir bebekle oturan genç bir kadın gördüm. Gözleri hem kederle hem de yorgunlukla doluydu. O bakışlar bana Gülay’ı hatırlattı. Görmezden gelemedim.

“Yardıma ihtiyacınız var mı, kızım?” diye sordum.

“Kimseye yük olmak istemiyorum,” dedi yumuşak bir sesle.

“Saçmalık,” dedim. “Benimle gel.”

İşte böylece Jülide ve bebeği Adem hayatıma girdi. Jülide kısa sürede bir iş buldu, ben de Adem’e bakmaya başladım. Evim yeniden canlandı; kahkahalar, bebek sesleriyle doldu.

Bir öğleden sonra, her zamankinden daha erken eve döndüm. Jülide hâlâ işteydi, ev sessizdi. Ancak yatak odama girdiğimde kalbim yerinden fırlayacak gibi oldu.

“Jülide?” diye nefes nefese sordum. “Neden?”

Gördüğüm manzara karşısında sesim titriyordu. Jülide yere yığıldı ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı...

Jülide’nin yere çöküşüyle birlikte zaman sanki ağırlaştı. Hıçkırıkları evin duvarlarına çarpıyor, kalbimi sıkıştırıyordu. Elim ayağım titreyerek yanına çömeldim.

“Ne yaptın kızım?” dedim fısıltıyla. “Yatak odamda… çekmecemde ne arıyordun?”

Başını kaldıramıyordu. Gözlerinden yaşlar damlıyor, dudakları titriyordu. Uzun bir sessizlikten sonra boğuk bir sesle konuştu.

“Gitmek zorundaydım,” dedi. “Ama gitmeden önce gerçeği bilmen gerekiyordu.”

İçime kötü bir his çöktü. Çekmecemi açtım. Kilitli sandığım küçük ahşap kutu masanın üzerindeydi. İçinde, yıllardır kimseye göstermediğim mektuplar vardı. Kızım Gülay’ın ölümünden sonra sakladığım, defalarca okuyup yine de cevap bulamadığım mektuplar…

“Bunları nereden biliyorsun?” diye sordum.

Jülide derin bir nefes aldı. Sonunda gözlerime baktı. O bakış… pazarda ilk gördüğüm o tanıdık bakışın aynısıydı.

“Çünkü Gülay benim ablamdı,” dedi.

Sözleri beynimde yankılandı. Kulaklarım uğuldadı. Ayağa kalkmaya çalıştım ama dizlerim beni taşımıyordu...

Reklamlar