Bir gece saat tam 02.00’de, dört çocuğumla birlikte evde yalnızken kapım çaldı. Eşim vefat edeli bir süre olmuştu.

Sabah saat tam 02.00’de, dört çocuğumla evde yalnızken kapım çaldı. Eşim vefat edeli iki yıl olmuştu. O günden beri hem anne hem baba olmaya çalışıyor, ayakta kalmak için direniyordum. Yazın bahçeden çıkan patates, soğan, domates sayesinde biraz nefes alıyorduk ama kış geldi mi her şey ağırlaşıyordu. O kış ise alıştıklarımızdan bile daha sertti. Hava eksi otuz dereceye kadar düşmüş, rüzgâr eski ahşap evimizi zangır zangır titretiyordu. Sobada yanacak odun neredeyse kalmamıştı; son birkaç kütüğü sabaha karşı için saklıyordum çünkü soğuk en çok o saatlerde iliklerimize işliyordu.

Çocuklarım tek bir battaniyenin altında birbirlerine sokulmuş uyuyordu. Yüzlerine baktım uzun uzun. Dolapta sabah için sakladığım bir parça bayat ekmekten başka hiçbir şey yoktu. Cebimdeyse yalnızca birkaç lira… O ekmeği dörde bölüp “geç kahvaltı yapacağız” diyerek günü atlatmayı planlıyordum.

Tam o sırada kapıdan hafif bir tıkırtı geldi.

Önce rüzgâr sandım. Ama ses tekrarlandı. Saat 02.00’ydi.

Perdeyi araladım. Dışarıda yalnızca savrulan kar ve karanlık vardı. Kalbim hızla atmaya başladı.

“Kim var?” diye seslendim.

Karanlıktan yaşlı bir kadın sesi yükseldi:
“Yavrum… Geceyi burada geçirmeme izin ver… Donuyorum…”

İçimde iki ses çarpışıyordu. Biri kapıyı açmamam gerektiğini söylüyor, diğeri o sesi duymazdan gelemeyeceğimi fısıldıyordu. Sonunda kapıyı araladım.

Kapıda kambur bir yaşlı kadın duruyordu. Üzeri başı kar içindeydi. Dudakları morarmış, elleri titriyordu. Bir elinde baston, diğerinde büyük ve eski bir çanta vardı.

Onu içeri aldım. Sobanın yanına oturttum, paltosunu çıkarmasına yardım ettim. Sonra sabah için sakladığım bayat ekmeği getirip önüne koydum.

“Başka bir şeyimiz yok,” dedim mahcup bir şekilde.

Gözlerimin içine uzun uzun baktı. O bakışta garip bir derinlik vardı.

“Allah sana kat kat versin,” dedi fısıltıyla.

Biraz ekmek yedi. Sonra çantasını kucağına alarak sobanın yanında uzandı. Ben de çocukların yanına gidip oturdum. Rüzgârın uğultusu ve sobanın çıtırtısı arasında ne zaman uykuya daldığımı hatırlamıyorum.

Sabah gözlerimi açtığımda ilk hissettiğim şey sessizlikti. Fırtına dinmişti.

Bir an her şeyin dün gece yaşadığım bir rüya olduğunu sandım. Ama sonra sobanın yanında boş duran battaniyeyi gördüm.

Yaşlı kadın yoktu.

Panikle ayağa fırladım. Kapı kapalıydı. Kilit içeriden sürgülüydü. Pencereler kapalıydı. Sanki kimse gelmemiş gibiydi devamı icin sonrki syfaya gecinz...

Reklamlar