—Hemen hastaneye götürmemiz gerekiyor —dedi sağlık görevlisi. Hacer izin istemeden ambulansa bindi. Oğlunun soğuk elini tuttu ve çocukken ateşi çıktığında yaptığı gibi fısıldamaya başladı: —Buradayım oğlum… gitme. Bana söz vermiştin, iyileştiğinde birlikte şehre yakın o meşhur mangalı yiyecektik. Beni ortada bırakma. Ambulans trafik içinde ilerlerken Hacer, Julián’ın kapalı gözlerine bakıyor ve geçmişin göğsüne nasıl çöktüğünü hissediyordu. O çocuğu tek başına büyütmüştü. Önce başkalarının evlerini temizleyerek, sonra okul çıkışı yemek satarak, ardından küçük bir bakkal işleterek… 12 saatlik günlerde ayakta kalmıştı. Julián, annesinin bozuk paraları sayarak defter aldığını, kendi açlığını saklayıp ona yemek yedirdiğini görerek büyümüştü. Ama aynı zamanda sevgiyle büyümüştü. Çocukken çok zekiydi. 8 yaşında bozulan bir cihazı internette izlediği videoyla tamir etmişti. 12 yaşında arkadaşlarına matematik anlatıyordu. 17 yaşında mühendislik bursu kazanmıştı. —Anne, kabul ettiler —demişti o gün, elindeki burs mailini göstererek—. Tam burs. Hacer sevinçten ağlamıştı. —Git oğlum… dünya seni burada küçük tutmak için yaratılmadı. Otogardaki vedaları hayatının en tatlı acılarından biriydi. Julián ona sarılmış ve şöyle demişti: —Ne olursam olayım, senin sayendedir. Yıllarca sözünü tuttu. Her pazar arardı. Derslerinden, projelerinden, kampüs yanındaki kötü tacolardan bahsederdi. Mezuniyetinde Hacer, taksitle aldığı mavi elbiseyle gitmiş, elleri kızarana kadar alkışlamıştı. Sonra yazılım şirketi geldi. Ardından Elif. Başta Julián ondan gururla bahsetmişti. —Çok zeki anne. Vizyonu var. Hiç korkmuyor. Hacer dinlemişti ama içinde bir huzursuzluk büyüyordu. Elif fazla hızlı güven kazanıyor, sürekli yatırım, sözleşme, büyüme konuşuyordu. Birlikte şirket kuracaklarını söylediğinde Hacer’in içi sıkışmıştı. —İmzaladıklarına dikkat et oğlum. —Anne, herkes bana zarar vermek istemiyor. Ama Elif istiyordu. Hastanede doktorlar saatlerce uğraştı. Hacer bekleme salonunda bir o yana bir bu yana yürüdü, elindeki tesbihi sıkı sıkı tuttu. Esteban onun yanında kaldı. Bir süre sonra üniversiteden arkadaşı ve artık emniyet görevlisi olan Komiser Luis Herrera da geldi. —Hacer teyze —dedi ağır bir sesle— bu artık bir soruşturma. Kimse yanlışlıkla tabuta konulup nefes almaz. —Biliyorum —dedi Hacer—. Ve sen de biliyorsun bunu kimin yaptığını. Luis koridora baktı. Elif, avukatıyla birlikte hastaneye gelmişti.
Artık ağlamıyordu. Sadece izliyordu. —Onun şehirden çıkmamasını sağlayacağım —dedi Luis—. Tüm belgeleri, kayıtları, her şeyi inceleyeceğiz. Saatler sonra gerçek ortaya çıkmaya başladı. Julián’ın ölüm belgesi sahteydi. Belgedeki doktor onu hiç muayene etmediğini söyledi.