Bu gerçeği düğünden sonra öğrenen Ceren büyük bir şaşkınlık yaşadı. Kendisine verilen “Asla yalan söylemeyeceğim.” sözü daha ilk günden bozulmuştu. Üstelik küçük Zeynep annesinin yerine bir başkasının geldiğini düşündüğü için Ceren’i kabul etmiyordu.
Mert, kızını korumaya çalıştığını ve doğru zamanı bulamadığını anlattı. Ancak Ceren bunun doğru olmadığını söyledi. Ona göre Mert, insanların yerine karar vermeyi alışkanlık hâline getirmişti. İyilik yapmak isterken aslında başkalarının seçim hakkını ellerinden alıyordu.
Düğün bitmeden Ceren, Zeynep’in yaşadığı eve gitti. Gelinliğiyle kapıyı çaldığında küçük kız önce konuşmak istemedi. Bir süre sonra ikisi de dürüstçe hislerini paylaşmaya başladı. Zeynep, babasının herkese yardım etmeye çalışırken kendisini ikinci plana attığını anlattı. Babasının sürekli başkalarının sorunlarını çözdüğünü, fakat ailesinin duygularını çoğu zaman fark edemediğini söyledi.
Ceren ise onun öfkesini anladığını belirtti. Çünkü Mert’in böbreğini bağışlaması sayesinde hayata tutunmuştu ama şimdi aynı fedakârlık anlayışının aile içinde farklı sorunlara yol açtığını görüyordu.
O akşam Mert, hem Ceren’in ailesine hem de kendi kızına gerçeği açıkça anlattı. Hata yaptığını kabul ederek artık kimsenin yerine karar vermeyeceğine söz verdi. Ceren de evliliğin devam etmesi için tek şartının açık iletişim olduğunu söyledi.
Sonraki aylar kolay geçmedi. Zeynep zaman zaman eve geldi, bazen haftalarca görüşmek istemedi. Ceren ise ona baskı yapmak yerine kendi kararlarını vermesi için alan tanıdı. Mert de önemli bir değişim geçirdi. Artık kızı adına karar vermiyor, onun fikrini soruyor, eşi adına hareket etmek yerine onun tercihlerini dinliyordu.
Kanser tedavisi devam ederken aile birlikte daha fazla zaman geçirmeye başladı. Sağlık durumu belirsizliğini korusa da Mert artık sevgiyi fedakârlık kadar dürüstlükle de göstermesi gerektiğini anlamıştı.