Babamın borçları yüzünden köyün ağasına verdiler

Köydeki kadınların çalışabileceği bir kooperatif kurulacaktı.

İşin başına da benim geçmemi istemişti.

Vasiyetin sonunda tek bir cümle vardı:

“Hayatını başkalarının verdiği kararlara göre yaşayan bir kadın, bir gün kendi kararını verebilecek güce ulaşmalıdır.”

O cümleyi okuduğumda gözyaşlarımı tutamadım.

Çünkü Rauf Bey'in bana verdiği en büyük miras topraklar değildi.

Kendi hayatımın sahibi olma hakkımdı.

Yıllarca onun konağında yaşayan kadın, sonunda kendi ayakları üzerinde duran birine dönüşmüştü.

Aradan yıllar geçti.

Köydeki kadınlar kendi ürettikleri ürünleri satmaya, para kazanmaya ve kendi kararlarını vermeye başladılar.

Bir gün kooperatifin önünde genç bir kız yanıma geldi.

“Abla,” dedi, “babam beni istemediğim biriyle evlendirmek istiyor. Ne yapmalıyım?”

Elini tuttum.

“Önce kendi sesini duyurmalısın.”

Sonra ona baktım ve hayatım boyunca unutmadığım gerçeği söyledim:

“Bir insanın kaderi, başkalarının onun adına verdiği kararlardan ibaret değildir.”

Yirmi dört yaşımda beni köyün ağasına verdiklerinde hayatımın bittiğini sanmıştım.

Meğer hayatımın en zor sayfasını çeviriyormuşum.

Çünkü bazen insan, kendisine kapanan bir kapının ardında hapsolduğunu sanır.

Oysa yıllar sonra anlar ki bazı kapılar insanı bir yere hapsetmek için değil, onu kendi gücünü bulacağı yere götürmek için açılmıştır.

Benim hikâyem de böyle başladı.

Başkalarının benim için seçtiği bir hayatla...

Ve sonunda kendi hayatımı kendim seçerek bitti.
Reklamlar