Yirmi dört yaşındaydım.
Hayatımın en güzel yıllarını yaşayacağımı düşündüğüm bir yaştaydım. Arkadaşlarım evleniyor, şehirde yeni hayatlar kuruyor, kimileri üniversiteye gidiyor, kimileri kendi işini kuruyordu. Ben ise babamın karşısında başımı eğmiş, ne söyleyeceğini bekliyordum.
Babam o gün bana bakmadan konuştu.
“Yarın seni ağanın evine götüreceğiz.”
Önce ne dediğini anlamadım.
“Ağa mı?”
Başını salladı.
“Evleneceksin.”
Sanki içimde bir şey kırıldı.
Köyün ağası Rauf Bey, benden yaşça çok büyüktü. Köyde sözü geçen, geniş toprakları ve onlarca çalışanı olan güçlü bir adamdı. İnsanlar onun karşısında seslerini alçaltırdı.
Ben ise onu uzaktan gördüğümde bile çekinirdim.
“Ben onu istemiyorum,” dedim.
Babam ilk kez yüzüme baktı.
“Bu evlilik sadece senin evliliğin değil. Ailenin geleceği söz konusu.”
O gece sabaha kadar ağladım.
Kimse bana ne istediğimi sormadı.
Ertesi gün gelinlik giydirildim.
Düğün yapıldı.
Ama o düğünde ben yoktum sanki. Sadece bedenim oradaydı.
Rauf Bey'in konağına girdiğimde kendimi bir evin değil, kocaman bir kafesin içine girmiş gibi hissettim.
İlk gecenin sonunda bana sadece şunu söyledi:
“Benden korkmana gerek yok. Ama benim evimde herkes haddini bilir.”
Sonra odadan çıktı.
Evliliğimiz böyle başladı.
İlk birkaç yıl sessizlik içinde geçti. Bana kötü davranmıyordu ama sevgisini de göstermiyordu. Ben de ona yaklaşmıyordum. Aynı evde yaşayan iki yabancı gibiydik.
Sonra bir gün hayatımız değişti.
Rauf Bey'in büyük oğlu Kerem, şehirden köye döndü.
Kerem babasının aksine sessiz, sakin ve insanlara tepeden bakmayan biriydi. Çalışanlarla konuşurken isimlerini sorar, yaşlıların elini öper, çocukların başını okşardı.
Onu ilk gördüğümde içimde garip bir his oluştu.
Çünkü yıllardır ilk defa biri bana gerçekten insanmışım gibi bakmıştı.
Bir akşam mutfakta tek başıma otururken yanıma geldi.
“İyi misin?” diye sordu.
“İyiyim.”
Yüzüme baktı.
“İyi değilsin.”
O cümleyi duyunca gözlerim doldu.
Yıllardır kimse bana bunu söylememişti.
Kerem zamanla benim en büyük destekçim oldu. Ama aramızdaki ilişki hiçbir zaman yanlış bir noktaya gitmedi. İkimiz de sınırlarımızı biliyorduk.
Ta ki Rauf Bey'in hastalandığı güne kadar.
Doktorlar onun ciddi bir kalp rahatsızlığı olduğunu söyledi.
Herkes konağın çevresinde toplanmıştı.
O gece beni yanına çağırdı.
Yatağında güçsüz yatıyordu.
“Yıllardır sana bir şey söylemek istiyorum,” dedi.
Şaşırdım.
“Ne?”
“Baban seni bana verdiğinde bunun bir evlilik olduğunu sanıyordun.”
Başımı eğdim.
“Değil miydi?”
Gözlerini kapattı.
“Hayır.”
Sonra bana yıllardır sakladığı bir gerçeği anlattı....
DEVAMI DİĞER SAYFADA