Babam, annemin cenazesinden sadece birkaç ay sonra

“O zaman neden devam ettin?” diye sordum.

Uzun süre cevap vermedi. Sonra gözleri dolu dolu bana baktı.

“Çünkü insanlar bazen en çok sevdikleri kişileri kırar,” dedi. “Ve bazı hataların geri dönüşü olmaz.”

O gece düğün dağıldı. Misafirler sessizce ayrıldı. Kimse ne söyleyeceğini bilmiyordu. Emre’yle birlikte evi terk ettik. Günlerce babamın telefonlarına cevap vermedim. İçimde büyüyen öfke, annemi ikinci kez kaybetmişim gibi hissettiriyordu.

Ama zaman geçtikçe annemin mektubundaki son cümle zihnimde yankılanmaya başladı:

“Nefretin sizi tüketmesine izin vermeyin.”

Bir akşam mezarını ziyaret ettim. Toprağın başında uzun süre sessizce oturdum. Rüzgâr hafifçe ağaçları sallıyordu. Annem sanki hâlâ yanımdaymış gibi hissettim.

O an şunu fark ettim: Babamın yaptıkları korkunçtu. Ceylan Teyze’nin ihaneti affedilir gibi değildi. Ama annem son günlerinde bile bize kin bırakmak istememişti. Çünkü nefret insanı içeriden çürütürdü.

Babamı hemen affetmedim. Belki hâlâ tamamen affetmiş değilim. Ama onunla konuşmayı yeniden öğrendim. Çünkü bazen affetmek, yapılan şeyi unutmak değil; kendi yaralarını daha fazla kanatmamak demektir.

Annemin bana bıraktığı son miras da buydu:
Gerçek can yakabilirdi, ama insanı ayakta tutan şey yine sevgiydi.
Reklamlar