Emre başını salladı.
“Avukat, annemin bunu yıllardır bildiğini söyledi.”
Düğün salonundan kahkahalar yükseliyordu. Birkaç metre ötede insanlar dans ediyor, babam yeni karısıyla mutluluk pozları veriyordu. O an midem bulandı.
Hiç düşünmeden salona geri girdim. Emre arkamdan seslendi ama durmadım.
Babam tam pasta keserken yanına yürüdüm. Herkes bize dönüp baktı.
“Elimde annemin mektubu var,” dedim yüksek sesle.
Salon bir anda sessizliğe gömüldü. Babamın yüzündeki gülümseme dondu. Ceylan Teyze’nin rengi attı.
“Ne yapıyorsun sen?” diye fısıldadı babam.
“Gerçeği söylüyorum.”
Mektubu havaya kaldırdım.
“Annem her şeyi biliyormuş. Siz daha o hayattayken birlikteymişsiniz.”
Konukların arasında fısıldaşmalar başladı. Babam bana doğru bir adım attı.
“Bu konuşmanın sırası değil,” dedi dişlerini sıkarak.
“Peki ne zaman sırası olacaktı?” diye bağırdım. “Annem mezara girdikten sonra mı?”
Ceylan Teyze gözyaşlarına boğuldu.
“Biz kimseyi incitmek istemedik…” diye mırıldandı.
O söz beni daha da öfkelendirdi.
“İncitmek istemediniz mi? Annem ölmeden önce ihaneti öğrenmiş!”
Babamın yüzü çöktü. İlk kez gerçekten yaşlanmış görünüyordu. Uzun süre hiçbir şey söylemedi. Sonra yavaşça sandalyesine oturdu.
“Evet,” dedi sonunda. “Doğru.”
Salondaki herkes donup kalmıştı.
Babam ellerini yüzüne kapattı.
“Annenizi seviyordum,” dedi boğuk bir sesle. “Ama hata yaptım. Büyük bir hata.”
İlk kez onu bu kadar güçsüz görüyordum. Yıllarca gözümde güçlü duran adam gitmişti. Yerine suçluluğun altında ezilen biri kalmıştı.