Annemin cenazesinden sonra

En üst raftaki emaye un kutusuna uzandım. Kaldırdığım an bir tuhaflık olduğunu anladım; kutu olması gerekenden çok daha ağırdı. Tezgahın üzerine koyup kapağını açtım. İçinde un yoktu; deste deste 20’lik, 50’lik ve 100’lük dolarlar vardı. Eski paket lastikleriyle sarılmış tam 18.940 dolar!

Paraların altında annemin el yazısıyla yazılmış bir zarf duruyordu: “Elif.” Sadece benim adım yazılıydı. Zarfı açtığımda karşıma çıkan ilk cümle mideme bir kramp soktu: “Çok özür dilerim Elif. Ahmet’in senin tazminatınla ne yaptığını sana anlatmalıydım.”



O an 17 yaşıma geri döndüm. Geçirdiğim ağır trafik kazasında bacağım kırılmış, aylarca alçıda kalmış ve ömür boyu sürecek hafif bir aksamayla yaşamaya mahkum kalmıştım. Sigortadan büyük bir tazminat ödenmişti ama üvey babam Ahmet tüm paranın hastane masraflarına gittiğini söyleyerek bizi kandırmıştı. Annemin mektubunu okurken ağabeyim Burak mutfağa girdi. Paraları görünce “Unutulmuş pazar parasıdır, kurcalama,” dedi. Ancak sesi huzursuzdu.



Mektubun son sayfası ayrı katlanmış ve sararmış bir bantla yapıştırılmıştı. Üzerinde şu cümle yazılıydı: “Bunu evde değil, Bölge Bankası’na gittiğinde oku.”



Saat tam 17:05’te kolumun altında emaye un kutusuyla bankaya girdim. Gişe memuru adımı sisteme girince yüzünün rengi attı. Kutuyu ve beni süzdükten sonra telefonu kaldırdı: “Hemen şube müdürünü aramalıyım.” Annem sadece kilerde para saklamamıştı; yıllar süren devasa bir planın son hamlesini hazırlamıştı.Şube Müdürü Sevim Hanım beni cam kapılı sessiz odasına davet etti. Masadaki un kutusuna bakıp derin bir üzüntüyle konuştu: “Elif Hanım… Anneleriniz beş yıl önce, Ahmet onu terk ettikten hemen sonra bana geldi.” Sevim Hanım kilitli çelik kasayı açıp mavi bir dosya ve bir kiralık kasa anahtarı çıkardı.



Gerçekler bir bir ortaya döküldü. Annem, üvey babam Ahmet’in cüzdanından 11 yıl boyunca o uyurken küçük paralar çalmış, emekli maaşından ve birikimlerinden ekleyerek un kutusunda 18.940 dolar biriktirmişti. Bu para, benden çalınan 63.000 doların bir nevi vicdan azabı özrüydü. Ancak asıl bomba son sayfadaydı.



Annem, üvey babam Ahmet ile ağabeyim Burak’ın ortaklaşa hareket ederek benim 63.000 dolarlık kaza tazminatımı çaldıklarını ve şehir merkezinde ticari bir dükkan satın aldıklarını öğrenmişti! Annem polise gitmekle tehdit edince, Ahmet suçunu itiraf eden resmi bir belge imzalamış ve dükkanın kendi üzerindeki mülkiyet hissesini bana devredilmek üzere bir güven fonuna aktarmıştı. Üstelik ağabeyim Burak da bu hırsızlığın tam merkezindeydi!
Reklamlar