Benim adım Zeynep. Beş yaşındaki oğlumun adı ise Emir.
Hayatımın en zor günü, Emir’in doğduğu gündü.
Doktorlar hamileliğimin son aylarında bana bir gerçeği söylemişti: ikiz bebek bekliyordum. Fakat doğum çok zor geçti. Saatler süren sancıdan sonra doktorlar bana bebeklerden birinin doğum sırasında yaşamadığını söylediler. O an sanki içimde bir boşluk açılmıştı. Ama Emir’in ilk ağlayışını duyduğumda bütün acımı içime gömdüm.
Doktorlar konuyu fazla uzatmamamı söyledi. Ben de öyle yaptım.
Emir büyürken kardeşinden hiç söz etmedim. Küçücük bir çocuğun böyle ağır bir gerçekle tanışmasını istemiyordum. Tüm sevgimi, tüm ilgimi ona verdim. O benim dünyamdı.
Yıllar boyunca küçük bir geleneğimiz oldu. Her pazar mahalle parkına gider, birlikte yürüyüş yapardık. Emir salıncaklara biner, ben de bankta oturup onu izlerdim.
Bir pazar günü yine parkta yürürken Emir birden durdu.
Gözlerini bir noktaya dikmişti.
“Anne…” dedi yavaşça.
“Elimden tutar mısın?” diyeceğini sandım ama söyledikleri bambaşkaydı.
“Anne, o çocuk da benimle birlikte senin karnındaydı.”
Kalbim bir anda hızla atmaya başladı.
“Ne dedin?” diye sordum.
Emir parmağıyla parkın diğer ucundaki salıncağı işaret etti.
Orada küçük bir çocuk vardı. Annesi yanında duruyordu. Çocuğun montu eskiydi, pantolonu dizlerinden yıpranmıştı. İlk bakışta yoksul bir aileden olduğu belliydi.
Ama beni asıl sarsan şey bu değildi.
Yüzüydü.
Çocuğa dikkatle baktım. Kahverengi kıvırcık saçları vardı. Kaşlarının şekli, burnunun çizgisi… hatta düşünürken alt dudağını hafifçe ısırması…
Bunların hepsi Emir’e inanılmaz derecede benziyordu.
Kalbim göğsümde sıkıştı.
Sonra gözüm çenesine takıldı.
Küçük, belirgin bir doğum lekesi vardı.
Emir’de de aynısı vardı.
Bir an başım dönmüş gibi oldu.
Bu nasıl mümkün olabilirdi?
Doktorlar diğer bebeğin doğumda öldüğünü söylemişti. Bunun başka bir açıklaması olmalıydı.
“Anne,” dedi Emir fısıldayarak, “o rüyalarımda gördüğüm çocuk.”
“Emir, saçmalama,” dedim ama sesim titriyordu. “Hadi gidiyoruz.”
Ama Emir elimi bıraktı.
Ve çocuğa doğru koştu.
“Emir!” diye seslendim ama çoktan yanına ulaşmıştı.
İki çocuk birbirlerinin karşısında durdular.
Bir süre hiçbir şey söylemeden baktılar.
Sonra o çocuk elini uzattı.
Emir de tuttu.
Ve ikisi de aynı şekilde gülümsedi.
İçimde garip bir ürperti dolaştı.
Hemen yanlarına gittim ve çocuğun yanındaki kadına döndüm.
“Affedersiniz,” dedim nazikçe. “Sanırım bir yanlışlık var. Çocuklarımız birbirine çok benziyor…”
Tam o anda kadının yüzüne dikkatle baktım.
Ve birden donakaldım devamı icin sonrki syfaya gecinz...