Fakat ağabeyim Burak ve eşi Selin, maddi sıkıntı yaşadıklarını söyleyerek iki yıl önce eve “geçici olarak” taşınmışlardı. Bu geçici durum zamanla kalıcı hâle gelmişti.
Selin beni görünce soğuk bir gülümsemeyle elime alışveriş poşeti verdi.
“Orada boş duracağına annene yardım et,” dedi.
Evin içine girdiğimde anneme ait fotoğrafların kaldırıldığını fark ettim. Duvarlarda yalnızca Selin’in seçtiği süslemeler vardı. Daha da kötüsü, annemin yatak odası Selin’in annesi Belgin’e verilmişti. Annem ise çamaşır odasının yanındaki dar bir katlanır yatakta uyuyordu.
Annem bunun da geçici olduğunu söyledi. Fakat sesi titriyordu.
Akşam yemeği hazırlıkları sırasında annem servis tabağını yanlışlıkla yere düşürdü. Selin hiç düşünmeden yanına gidip anneme tokat attı.
“Beceriksiz kadın! Bu tabağın ne kadar pahalı olduğunu biliyor musun?” diye bağırdı.
Annem yanağını tutarak özür dilemeye başladı. Ağabeyim Burak ise birkaç adım ötede duruyor, hiçbir şey söylemiyordu.
Annemin kırılan parçaları toplamasına yardım ederken kolundaki morlukları fark ettim. Bazıları eski, bazıları yeniydi. Annem düştüğünü söylemeye çalıştı ama gözlerime bakamadı.
O gece herkes yemek masasında eğlenirken evi araştırdım. Mutfak çekmecesinde yalnızca annemin adının yazılı olduğu bir iş listesi buldum: yemek, temizlik, çamaşır, banyo ve bahçe işleri…
Banka belgelerinde ise annemin emekli maaşından her ay düzenli olarak para çekildiğini gördüm. İncilinin arasına saklanmış küçük bir huzurevi başvurusu da buldum. Altına şu cümleyi yazmıştı:
“Ben gidersem belki bana kızmazlar.”
Bu söz kalbimi paramparça etti.
Yemek odasına girdim ve kahve tepsisini masanın ortasına bıraktım. Selin kullandığım fincanların pahalı olduğunu söyleyince ona bunları altı yıl önce Almanya’dan benim aldığımı hatırlattım.