“Çektiyse bile paylaşması yasal değil,” dedi Zeynep. “Ama önce bir bakalım.”
Zeynep arama yaptı. Lokantanın adını, kasabanın adını yazdı. Birkaç dakika sonra durdu, gözleri büyüdü. “Teyze…” dedi yutkunarak. “Paylaşmış.”
Ekrana eğildim. Video açıldığında kendi sesimi duydum. Sakin, kibar, “Yemeğiniz nasıl, memnun kaldınız mı?” diyen bir ses. Ama görüntünün altına öyle bir yazı koymuştu ki, insanın kanı donar:
“Bu kasaba lokantasında yaşlı garson, müşteriye saygısızlık yaptı! Ödemeden çıktım çünkü hak etmiyorlar!”
Videonun bir yerinde ben görünüyordum. Başım hafif eğik, işimi yaparken. Kadın ise kameraya dönüp yüzünü buruşturarak “Şimdi yine gelip rahatsız edecek, bakın nasıl sert konuşacağım” gibi laflar ediyordu. Benim sert konuştuğum bir an yoktu. Ama o, videoyu öyle kesmiş, öyle kırpmıştı ki, sanki ben surat asmışım gibi görünüyordu.
Zeynep hırsla masaya vurdu. “Yalan bu!” dedi. “Resmen iftira!” Ben ise içimdeki sakinliği korudum. Çünkü gençken ben de öfkeyle hareket ederdim; yaş aldıkça şunu öğrendim: Öfke, karşı tarafın istediği yakıttır. Sen renk ateşi harlayacak odunu verme.
“Yorumlara bak,” dedim.
Yorumlar akıyordu.
“Koca kadın bir de somurtuyor.”
“Yaşlılar hep böyle, hizmet etmeyi bilmiyorlar.”
“Bir daha asla gitmeyin, boykot!”
Bir iki kişi ise şöyle yazmıştı:
“Ben oraya gittim, böyle bir şey görmedim.”
“Fatma abla çok tatlı biridir.”
Ama onların sesi kalabalıkta kayboluyordu. İçimde bir sızı oldu. Yirmi yılın emeği, bir videoya sığdırılıp çöp ediliyordu.
Zeynep bir anda “Teyze, senin elinde kanıt var mı?” diye sordu.
Ben gözlerimi kıstım. “Var,” dedim. “Lokantanın güvenlik kamerası.”
Zeynep yerinden fırladı. “Harika! Hemen alalım görüntüleri! O video kırpılmışsa gerçek ortaya çıkar!”
Lokantaya gittiğimizde Hasan Bey de videoyu görmüştü. Yüzü kıpkırmızıydı. “Fatma abla, resmen bizi batıracak,” dedi. “Sabah iki masa iptal etti.”
Ben sakin bir şekilde kasanın yanına yürüdüm. “Kamera kayıtları duruyor mu?” diye sordum.
“Duruyor,” dedi Hasan Bey. “Ama…”
“Ama yok,” dedim. “Kayıtları çıkar.”