66 yaşında yabancı bir adamla tanıştım — ve ertesi sabah gerçek nefesimi kesti…��
Galata'da bardaktan boşanırcasına yağan yağmurdan kaçıp sığındığım o eski kafede, 66 yaşlarında son derece zarif ve gizemli İngiliz bir adamla tanıştım. Bütün bir akşamı, sanki yıllardır tanıyormuşum gibi derin ve huzurlu bir sohbetle geçirdik. O güven veren bilge yüzüne bakarken içimi döktüm; ona hayatımın en büyük acısını, rahmetli dedemin kül olan atölyesini ve o yangında sonsuza dek kaybolduğuna inandığım efsanevi aile mirasımızı anlattım. Sözlerim bittiğinde adamın gözleri doldu ve bana ertesi sabah mutlaka buluşmamız gerektiğini, anlatması gereken çok büyük bir sırrı olduğunu söyledi.
Ancak ertesi sabah büyük bir heyecanla buluşma yerine gittiğimde şok içindeydim. Yaşlı adam hiçbir iz bırakmadan, tek bir veda bile etmeden ortadan kaybolmuştu. Geriye sadece otel görevlisine benim için bıraktığı oldukça eski, gizemli bir ahşap kutu ve üzerinde adımın yazdığı bir mektup kalmıştı.
Titreyen ellerimle o mektubu açıp ilk satırı okuduğumda, kelimenin tam anlamıyla nefesim kesildi ve olduğum yere yığılıp kaldım.
Kırk yıllık o büyük aile sırrımızın içyüzünü, o masum yüzlü 66 yaşındaki yabancı adamın geçmişte aslında kim olduğunu ve o ahşap kutunun içinde bana bıraktığı o akılalmaz emaneti gördüğümde gözyaşlarıma engel olamadım. Kaderin, tesadüflerin ve yarım asırlık bir vicdan yükünün bu inanılmaz oyununu okuduğunuzda, hayatta hiçbir karşılaşmanın tesadüf olmadığına siz de hak vereceksiniz... ��
Devamı:>> yorumda