Daha sonra Mert onun kucağına tırmandı. “Ölme baba,” diye fısıldadı. Yiğit eline oyuncak bir kamyon sıkıştırdı. “Geri gelip oynaman için.” Arkama dönüp ağladım. Bazı geceler duşta ağladım. Bazı günler patladım, sonra Kaan bana sarıldığında özür diledim, ikimiz de titriyorduk. Saçları dökülmeye başladığında tıraş makinesini aldım. “Hazır mısın?” “Başka çarem var mı?” diye sordu. Ben kafasını kazırken çocuklar kıkırdıyordu.
Aylar geçti. Klinik çalışma bizi neredeyse bitirdi. Sonra güneşli bir sabah telefonum çaldı. “Ben Dr. Selçuk, Hülya Hanım. Son sonuçlar tamamen temiz. Kaan iyileşme sürecinde (remisyonda).” Dizlerimin üzerine çöktüm.
Şimdi, iki yıl sonra, evimiz tam bir kaos; sırt çantaları, kramponlar, her yerde boya kalemleri… Kaan çocuklara ailenin en cesurunun ben olduğumu söylüyor. Ben hep aynı cevabı veriyorum: “Cesur olmak sessiz kalmak değildir. Çok geç olmadan gerçeği söylemektir.”
Uzun süre Kaan’ın yalnız kalmayayım diye bana bir aile vermek istediğini sandım. Sonunda gerçek bizi neredeyse yok ediyordu; ama bizi kurtaran tek şey de yine o gerçek oldu.