12 YAŞINDAKİ KIZIM,

Koridorda Caner’in zarfını açtım. "Pınar, Eğer bunu okuyorsan, çocuklardan biri benim için verdiği sözü tutmuş demektir. Seni tanıyorum. Şimdiye kadar çok fazla yük taşıyıp herkese iyi olduğunu söylemişsindir. Ben hastalanmadan çok önce de cesur olan sendin. Eğer Leyla bir gün senin kalbini o güzel şekilde paramparça edecek bir şey yaparsa, korkudan onu tekrar kapatma. İnsanların seni sevmesine izin ver. — Caner" Kağıdı katladım ve göğsüme bastırdım. "Cesur olan sendin."

Okulun dışında hava soğuk ve temizdi. Ceyda, kaldırımın kenarında Melek ile duruyordu; bir eli kızının omuzlarının arasındaydı, sanki teması kaybederse onu yitirecekmiş gibi korkuyordu. Önce ben yanlarına gittim. "Bu akşam yemek bizde," dedim. Ceyda gözlerini kırpıştırdı. "Ne?" "Bize geliyorsunuz." Melek’e baktım. "İtiraz istemem. Aç olmadığını söyleyen birini beslemek için her türlü numarayı bilirim. Bu konuda çok ustalaştım." "Bize geliyorsunuz." Ceyda’nın gözleri doldu. "Pınar..." "Ciddiyim." Melek Leyla’ya baktı. "Ben de sizin evde yemek yiyebilir miyim?" Leyla ona küçük bir gülümsedi. "Sadece bir daha tuvalette saklanmazsan." Melek de gülümsedi. "Sadece sen de artık gözetimsiz kendi saçını kesmeyi bırakırsan." "Anlaştık." Ceyda gözyaşları içinde güldü ve dördümüzün içindeki bir şeyler yumuşadı. Melek Leyla’ya baktı.

Eve dönüş yolunda Leyla, Caner’in baretini kucağında tutuyordu. "Sence babam bugün ağlar mıydı?" Yeni gözyaşlarımın arasından gülümsedim. "Kesinlikle. Sonra da ağlamadığına dair yalan söylerdi." Caner eve dönmemişti ama her nasılsa, kızımız sayesinde sevgisi dönmüştü.
Reklamlar