Derin bir nefes aldım. Gözyaşlarımı silip ayağa kalktım. Yavaşça Zeynep ve Ceren'e doğru yürüdüm. Yerde diz çökmüş olan Yılmaz'a bakmadan, "Ceren," dedim şefkatli bir sesle. "Zeynep bu ayakkabıları senin için kendi harçlıklarıyla aldı. O, arkadaşlarına değer veren bir kız. Lütfen o kutuyu al ve ayakkabılarını giy."
Yılmaz'dan boğuk, acı dolu bir hıçkırık koptu. Başını tamamen yere gömmüştü. Zeynep sevinçle bana sarılırken, Ceren çekinerek yerdeki kutuyu aldı. O gün, o müdürün odasında sadece eski bir ayakkabı yenisiyle değişmemişti. O gün, kızımın saf sevgisi ve merhameti sayesinde, beş yıldır içimi kemiren o karanlık nefret döngüsü kırılmış, geçmişin ağır yükü bir çocuğun adımlarında umuda dönüşmüştü. İntikam, kötülüğü bitiremezdi; kötülüğü sadece, 12 yaşındaki bir kızın kırık kumbarasından çıkan o kocaman iyilik yenebilirdi.