Kaza sonucu kemiklerimin kırıldığını iddia ettim, bu yüzden tekerlekli sandalyemde sessizce oturdum ve nişanlımın herkesin önünde alaycı bir şekilde gülmesini izledim

*Kaza geçirdikten sonra kemiklerimin kırıldığını sandırdım. Tekerlekli sandalyemde sessizce oturup nişanlımın herkesin önünde bana alay ederek gülmesini izledim. "Şu hâline bak." dedi bana doğru eğilerek. "Artık hiçbir şey değilsin... Sadece işe yaramaz bir sakatsın." Kimse beni savunmadı. Sadece hizmetçi yanıma diz çöktü, üzerimdeki battaniyeyi düzeltti ve fısıldadı: "Sen hâlâ iyi davranılmayı hak ediyorsun." İşte o an, hayatımda gerçekten kimin önemli olduğunu anladım.*

Nişanlım bana ilk kez "işe yaramaz" dediğinde...

Odadaki herkes güldü.

İkinci kez söylediğinde ise...

Bırakın gülmeye devam etsinler diye düşündüm.

Babamın görkemli balo salonunun tam ortasında oturuyordum.

Üzerimde gri bir battaniye vardı.

Bacaklarım onun altında gizlenmişti.

Ellerim güçsüz görünmesi için tekerlekli sandalyemin tekerleklerinin üzerinde duruyordu.

Kristal avizeler tepemizde parlıyordu.

Şampanya kadehleri ışıldıyordu.

Herkes...

Sözde omurgamı parçalayan kazadan sonra beni "eve hoş geldin" demek için toplanmıştı.

Ama gerçeği sadece ben biliyordum.

Kemiklerimde hiçbir sorun yoktu.

Kaza gerçekten olmuştu.

Ama felç kalmamıştım.

Doktorlarım...

Avukatım...

Ve güvenlik müdürüm ayağa kalkabildiğimi biliyordu.

Onun dışında herkes...

İnanmalarını istediğim şeye inanıyordu.

En çok da Zeynep...

Gümüş renkli elbisesiyle bana doğru yürüdü.

Parmağındaki pırlanta nişan yüzüğü adeta bir silah gibi parlıyordu.

Arkasında kuzenlerim...

İş ortaklarım...

Ve çıkar peşindeki sözde dostlarımız merak dolu bakışlarla bizi izliyordu.

"Şu hâline bak."

diye alay etti.

Nefesindeki şarap kokusunu hissedecek kadar yaklaştı.

"Artık hiçbir şey değilsin."

"Sadece işe yaramaz bir sakatsın."

Birkaç kişi şaşkınlıkla nefes aldı.

Ama kimse beni savunmadı.

Amcam Hasan başını çevirdi.

En yakın arkadaşım Murat gözlerini yere indirdi.

Zeynep'in annesi ise gülümsedi.

Yüzümde hiçbir ifade yoktu.

Zeynep manikürlü tırnağıyla battaniyeme dokundu.

"Ben güçlü bir adamla evlenecektim."

"Bir yükle değil."

"Zeynep."

dedim sessizce.

"Biz hâlâ nişanlıyız."

Kahkaha attı.

"Şimdilik."

"Yönetim kurulu toplantısına yürüyerek bile gidemeyeceğini anladığında göreceğiz."

İşte o cümle...

Bana bilmem gereken her şeyi anlattı.

Benim için üzülmüyordu.

İmparatorluğumun çökmesini bekliyordu.

Tam o sırada...

Birisi yanıma diz çöktü.

Evimizde üç yıldır çalışan genç hizmetçi Elif'ti.

Zeynep'in ayağıyla kenara ittiği battaniyeyi usulca düzeltti.

Ve bana fısıldadı.

"Sen hâlâ iyi davranılmayı hak ediyorsun."

Sesi çok yumuşaktı.

Ama kalabalığın bütün gürültüsünü kesip geçen keskin bir bıçak gibiydi.

Zeynep gözlerini devirdi.

"Ne kadar dokunaklı."

"Hizmetçi bile sana acıyor."

Elif başını eğdi.

Ama yanımdan ayrılmadı.

Battaniyenin üzerindeki eline baktım.

Sakindi...

Nazikti...

Cesurdu...

O anda...

İstemeden bana ilaç getirdiği bütün günleri hatırladım.

Bana hâlâ insanmışım gibi davrandığı her anı...

Zeynep'e korkuyla baktığı bütün sessiz anları...

Ve sonunda...

Gerçeği anladım.

Beni kaza yıkmamıştı.

Asıl...

Onların gerçek yüzünü ortaya çıkarmıştı.

*...Devamı yorumlarda. ��*
Reklamlar