Murat başını salladı.
“Kadriye, bu sadece eski bir köy hikâyesi. Sen şu an çok yorgunsun.”
Kadriye bebeğe tekrar baktı.
Küçük çocuk gözlerini açmış, sessizce etrafına bakıyordu.
O an Kadriye’nin içinde tuhaf bir duygu oluştu.
Korkunun yanında başka bir şey daha vardı.
Suçluluk.
Babası yıllarca o olayın ağırlığını taşımıştı. Belki de asıl felaket bu sırrın kendisiydi. İnsanların korkularıyla büyüttüğü hikâyelerdi.
Kadriye yavaşça elini uzattı.
Hemşire tereddütle bebeği tekrar ona verdi.
Kadriye bu kez bebeğin yüzüne dikkatlice baktı. Küçük burnundaki leke gerçekten de belirgindi ama o lekenin ardında sadece masum bir çocuk vardı.
Bebeğin minik eli Kadriye’nin parmağını tuttu.
Kadriye’nin gözlerinden yaşlar süzüldü.
O anda bir şey fark etti.
Felaket getiren şey bir doğum lekesi değildi.
Felaket, insanların korkularının gerçeğin yerine geçmesine izin vermesiydi.
Kadriye bebeği göğsüne bastırdı.
“Benim oğlum,” dedi sessizce.
Murat rahat bir nefes aldı.
Odada duran herkes gülümsedi.
Kadriye o gece önemli bir karar verdi.
Oğlunu korkularla değil, gerçeklerle büyütecekti.
Çünkü bazen bir aileyi yok eden şey kader değil, geçmişin gölgeleridir.
Ve o gölgeleri dağıtmanın tek yolu, gerçeğe cesaretle bakabilmektir.