Kadriye henüz genç bir kızken köyde yaşayan yaşlı bir kadın ona garip bir hikâye anlatmıştı. Köyde yıllar önce kaybolan bir ailenin lanetli olduğundan söz ediliyordu. Rivayete göre o ailede doğan her erkek çocuğun burnunun üzerinde aynı doğum lekesi olurdu. Ve o çocukların büyüdüğünde ailelerine büyük bir felaket getirdiği söylenirdi.
Kadriye o zamanlar bu hikâyeye gülüp geçmişti.
Ama yıllar sonra çok tuhaf bir olay yaşanmıştı.
Kadriye’nin babası, geçmişte gizli kalan bir sırrı itiraf etmişti. Gençliğinde büyük bir kavga sonucu bir adamın ölümüne sebep olmuş, olay örtbas edilmişti. O adamın ailesi ise kısa süre sonra ortadan kaybolmuştu.
Kadriye o gece babasının anlattığı hikâyede dikkatini çeken bir ayrıntıyı asla unutamamıştı.
Ölen adamın küçük bir oğlu vardı.
Ve o çocuğun burnunda aynı doğum lekesi bulunuyordu.
Kadriye gözlerini açtı. Odaya baktı. Herkesin yüzünde endişe vardı.
“Bu… tesadüf olamaz,” dedi fısıltıyla.
Murat kaşlarını çattı.
“Kadriye saçmalıyorsun. Bu sadece bir doğum lekesi.”
Doktor da sakin bir şekilde konuştu.
“Yeni doğanlarda böyle lekeler oldukça yaygındır.”
Kadriye derin bir nefes aldı ama korkusu geçmiyordu.
“Babam… yıllar önce birini öldürdü,” dedi titrek bir sesle.
Odadaki herkes donup kaldı.
Murat şaşkınlıkla Kadriye’ye baktı.
Kadriye devam etti:
“O adamın oğlunun burnunda da böyle bir leke vardı. Köyde herkes o aile hakkında kötü şeyler söylerdi. Felaket getirdiklerini…