“Gerçekten burada mı yaşıyorsun Anna?”
“Evet.”
“Burası bizim evimiz.”
Tam o sırada Ethan yanıma geldi.
Babam ona döndü.
“Demek kızımı senin gibi biri kandırdı.”
Ethan sakinliğini hiç bozmadı.
“Hayır efendim.”
“Onun kim olduğunu biliyorum.”
“Ama onun soyadından ya da servetinden daha değerli biri olduğunu da biliyorum.”
Babam alay ederek güldü.
“Ne güzel konuşuyorsun.”
“Parası için evlenmediğini söyleyecek kadar da cesursun.”
Ethan hiç tereddüt etmedi.
“Paranızla ilgilenmiyorum.”
“Ben Anna’yı önemsiyorum.”
Babamın yüzü kıpkırmızı oldu.
“Buna inanmamı mı bekliyorsun?”
“Sen sıradan bir hademesin.”
Ethan sakince cevap verdi.
“Evet.”
“Ben bir hademeyim.”
“Ama dürüstlüğün ne olduğunu biliyorum.”
“Saygının ne olduğunu biliyorum.”
“Ve Anna’nın satranç taşı gibi kullanılmayı hak etmediğini de biliyorum.”
Babam öfkeyle ona baktı.
“Bana saygıyı sen mi öğreteceksin?”
Ethan derin bir nefes aldı.
“Soyadım sana hiçbir şey ifade etmiyor mu?”
“Babamın adı Andrew desem?”
Babamın yüzü değişti.
“Andrew mu?”
“Evet.”
“Yıllar önce birlikte çalıştığın ortağın.”
“Şirketini elinden aldığın adam.”
“Her şeyini kaybettikten sonra geçimini sağlamak için yerleri temizlemek zorunda kalan adam.”
“Ben onun oğluyum.”
Odanın içi sessizliğe büründü.
Babamın yüzünün rengi tamamen solmuştu.
“Bu… mümkün olamaz.”
“Sen gerçekten onun oğlu musun?”
Ethan başını salladı.
“Babam bir daha eski hayatına dönemedi.”
“Ama bana kinle yaşamamayı öğretti.”
“Bugün burada olmamın sebebi de bu.”
Babamın omuzları düştü.
Başını eğdi.
Sonra hiç beklemediğim bir şey yaptı.
Yavaşça Ethan’ın önünde dizlerinin üzerine çöktü.
Gözlerinden yaşlar akıyordu.
“Andrew benim arkadaşımdı.”
“Çaresizdim.”
“Ya o batacaktı ya ben.”
“Ailemi koruduğumu sandım.”
“Ama çok büyük bir hata yaptım.”
“Beni affedin.”
Uzun süre kimse konuşmadı.
Sonra babam bana döndü.
Hayatımda ilk kez yüzünde pişmanlık görüyordum.
“Anna…”
“Seni bu işin içine sürüklemek istememiştim.”
“Sana iyi bir gelecek hazırladığımı sanıyordum.”
Sessizce cevap verdim.
“Ama o geleceği sen seçtin.”
“Ben artık kendi hayatımı seçiyorum.”
Babam hiçbir şey söylemeden arkasını döndü.
Yavaş adımlarla merdivenlerden aşağı indi.
Onun gidişini izlerken hem üzgün hem de huzurluydum.
Aradan birkaç gün geçti.
Hiç haber vermedi.
Sonra bir akşam kapımız yeniden çaldı.
Kapıda yine babam vardı.
Bu kez eskisi gibi güçlü görünmüyordu.
Sessizce Ethan’a baktı.
“Ethan…”
“Senden özür dilemem gerekiyor.”
“Sadece geçmiş için değil.”
“Bugün yaptıklarım için de.”
“Ailene yaşattıklarımı geri alamam.”
“Ama en azından bundan sonra kızıma daha iyi davranabilirim.”
“Artık bunu anlıyorum.”
Ethan gülümsedi.
“Herkes hata yapabilir.”
“Önemli olan, hatadan sonra nasıl bir insan olmayı seçtiğindir.”
Bir hafta sonra küçük bir parkta buluştuk.
Andrew da şehre gelmişti.
Babam heyecanla ellerini ovuşturuyordu.
İki eski dost yıllar sonra ilk kez karşı karşıya geldi.
Babam elini uzattı.
“Andrew…”
“Çok özür dilerim.”
“Geçmişi değiştiremem.”
“Ama yaptıklarımdan gerçekten pişmanım.”
Andrew yavaşça başını salladı.
“O zamanlar ikimiz de farklı insanlardık.”
“Ama iyi biri olmak için hiçbir zaman geç değildir.”
İkisi el sıkıştı.
Yıllardır aralarında duran kırgınlık o anda geride kaldı.
Onlara bakarken şunu anladım.
Artık iki aileyi bir araya getiren şey para, çıkar ya da güç değildi.
Bizi birbirimize bağlayan tek şey affetme cesaretiydi.