Hayat bazen bize en büyük armağanlarını, en derin kırgınlıklarımızın hemen ardından sunar. Yirmi yıl boyunca, iki evladımın hayatıma girişini kaderin beklenmedik bir mucizesi olarak görmüştüm. Ancak bir cuma akşamı, oğullarım Efe ve Kaan’ın yemek masasının üzerine koyduğu eski bir örgü sepet, bildiğim tüm doğruları temelinden sarstı.
O sepeti tanımamak imkânsızdı. Solmuş mavi astarı, kulปรuğundaki kırık kamışı ve tabanındaki lekesiyle; iki on yıl önce kapımın önünde bulduğum o ikiz bebeklerin yattığı sepetti bu.
O günlere döndüm zihnimde… Otuz bir yaşımdaydım. Cücelik rahatsızlığımdan kaynaklanan komplikasyonlar nedeniyle anne olmamın tıbben neredeyse imkânsız olduğunu öğrendiğim gün, eski eşim beni terk etmişti. Hayatımın en karanlık döneminde yanımda tek bir kişi vardı: Yıllardır en yakın dostum olan Kadir. Kadir, acımı paylaşmış, toparlanmama yardım etmiş ve hayatımı yeniden kurarken bana her zaman güvenli bir liman olmuştu.