Yaşlı kadın, haftalarca

Elara ise kimseye kulak asmadan her bir kazığı özenle seçiyor, kurutuyor ve doğru açıyla sivriltiyordu. Kendisine “Neden bunu yapıyorsun?” diye soranlara sadece “Bu benim korumam, gelecek olan şeye hazırlanıyorum,” demekle yetiniyordu. Kimse bu sözlerden bir anlam çıkarmadı; ta ki o yılın kış mevsimi, bölgenin gördüğü en sert fırtınalarla kapıya dayanana kadar.
Aralık ayında köye öyle bir kar fırtınası ve rüzgar çöktü ki ağaçlar yerinden söküldü, evlerin çatılarındaki kiremitler birer kağıt parçası gibi havada uçuştu. Köylüler gece boyunca korku içinde çatılarının gıcırtısını dinledi, birçok evin çatısı fırtınanın şiddetine dayanamayıp çöktü ya da ağır hasar aldı. Ancak rüzgar dindiğinde, herkesi hayrete düşüren bir manzara ortaya çıktı. Köydeki neredeyse tüm evler hasar görmüşken, Elara’nın o “tuhaf” çatısı tek bir hasar bile almadan sapasağlam duruyordu. Meğer o sivri kazıklar, rüzgarın sert darbesini parçalara ayırarak gücünü dağıtmak ve rüzgarı yukarı yönlendirmek için tasarlanmış eski bir yöntemmiş. Kazıklar fırtınaya karşı birer kalkan görevi görmüş, evin gövdesini korumuştu. Fırtına dindikten sonra Elara’nın aslında ne kadar bilge olduğu anlaşıldı. Bu yöntem, geçen yıl vefat eden eşinin ona anlattığı, bölgedeki eski kuşakların kullandığı unutulmuş bir savunma tekniğiydi. Köylüler yaşlı kadının çıldırdığını sanırken, o aslında eşinin mirasına sahip çıkarak evini tek başına kurtarmıştı. O günden sonra kimse Elara’nın yaptıklarını sorgulamadı; zira gerçek bilgelik, bazen başkalarına delilik gibi görünebilirdi.
Reklamlar