İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 414 sanıklı İBB davası Silivri’de devam ediyor. Duruşmanın bugünkü bölümünde İmamoğlu’nun Özel Kalem Müdürü Kadriye Kasapoğlu kürsüye çıktı. Kasapoğlu, savunmasında özellikle İmamoğlu’nun kullanmadığı belirtilen telefon hattı üzerinden yürütülen değerlendirmelere tepki gösterdi.
Söz konusu telefonun doğrudan İmamoğlu ile görüşmek isteyen kişilerin ulaşabileceği bir hat olmadığını ifade eden Kasapoğlu, hattın Özel Kalem Müdürlüğü’ne yönlendirildiğini söyledi. Telefonun kendisi tarafından görev kapsamında kullanıldığını belirten Kasapoğlu, buna rağmen cihaz ve hattın uzun süre inceleme altında tutulduğunu dile getirdi.
Kasapoğlu, yaklaşık 1,5 yıl boyunca incelendiğini belirttiği telefondan herhangi bir suç unsuru çıkıp çıkmadığını sorguladı. İddianamede de söz konusu telefonun yer almadığını savunan Kasapoğlu, bu sürecin kişisel hayatında ciddi sonuçlara yol açtığını belirtti.
Savunması sırasında yaşadığı mağduriyete dikkat çeken Kasapoğlu, telefon nedeniyle oğlundan 11 ay ayrı kaldığını ifade etti. Vatan Emniyet Müdürlüğü'nde iki kez dörder gün tutulduğunu da anlatan Kasapoğlu, “Acaba özel kalem müdürü olarak sadece layıkıyla işimi yaptığım için mi 11 ay evladımdan ayrı kaldım?” sözleriyle yaşadığı sürece tepki gösterdi.
Kasapoğlu, "Savunmam kısa ama haklılığım 4000 sayfa iddianameniz kadar eder" dedi.
Kadriye Kasapoğlu'nun savunması şöyle:
Öncelikle size, heyetinize ve bu salonda adalet beklentisi olan
herkesi saygıyla selamlıyorum. Heyecanlıyım zira gerçek dışı iddialarla
yaklaşık 309 gündür ben de özgürlüğümden mahrum bırakılmıştım. Bugün
tutuksuz da olsam karşınızda aylar sonra kendimi ifade edebilecek
fırsatı elde ediyorum. Ve nihayet kamuda çalışmanın sorumluluğunu bilen,
her sabah bu anlayışla işine gidip gelen 20 yıllık devlet memuru
Kadriye Kasapoğlu olarak ben de karşınızdayım. Hızlıca önce eylemlerime
geçmek istiyorum, 10-15 dakikada toparlayacağım.
Aylarca tutukluğuma gerekçe gösterilen ve iddianamemizde suç
delillerini gizleme olarak geçen, özel kalemde kullandığımız sıradan bir
iletişim cihazına olağanüstü bir anlam yüklendiğini okuduğumda tekrar
tekrar hayrete düştüğüm şu meşhur hat ve cihazdan söz etmek istiyorum
öncelikle. Sonu 03 25 ile biten İBB Başkanımız Sayın Ekrem İmamoğlu'na
ait hat ve cihaz; kendisinin mensubu olduğu partinin ilçe başkanlığı
döneminden beri kullandığını bildiğim, gün içerisinde sıklıkla çok fazla
çağrı alan, özellikle sahada, seçim çalışmalarında, vatandaş
taleplerinde kullanılan, kullanılırken de makamda ya da sahada fark
etmeksizin yanında olan nöbetçi arkadaşımız tarafından kullanılan, hatta
yine bu arkadaşımız tarafından kullanılırken de bu arkadaşımızı hayli
yorduğunu bildiğim, hatta bir süre sonra Belediye Başkanımız dışında,
Belediye Başkanımızdan ziyade yanındaki bu arkadaşımıza ulaşmak için
kullanılan bir telefon hattıdır.
Hatta bu konuyla ilgili arkadaşlarımızla aramızda mizahi bir konu var, bu anımızı da izninizle paylaşmak isterim. Bir gün sahada bu telefon çalıyor, Sayın Başkanımız telefona bakıyor, karşıdaki ses Başkanımızla konuşmak yerine yanındaki arkadaşımızı istiyor. Başkan da gayet sakin bir şekilde "Al, seni istiyorlar" diye arkadaşımıza veriyor telefonu. Yani şunu söylemeye çalışıyorum Sayın Başkanım: Karşıdaki arayan şahsın Ekrem İmamoğlu'yla konuşma ihtimalinin olmayacağını bildiği, onunla karşılaşma ihtimalinin olmayacağını bildiği bir telefon hattıdır. Ve şunu iddia ediyorum; siz bu telefonla, bu cihazla gerçekten 3 gün yaşayamazsınız. Yani Türkiye'nin en ücra köyündeki muhtardan tutun iş için arayan yurttaşlarımız, mezar yeri soran vatandaşlarımıza kadar tamamen profesyonel bir telefon operatörü tarafından yönlendirilmesi gereken bir hat haline geldiğinden Başkanlık Sekretaryamıza bağlı PBX hattı olan 0212 455 14 00 no'lu hatta yönlendirme yapılmış. Tabii ki nokta atışı tarihi şu anda bilememekle birlikte ilk ifademde olduğu gibi yaklaşık 2 sene, 2,5 senesi vardır; 2024'ün ortaları gibi hatırlıyorum. Sonrasında da "Bu telefonu artık kartvizitten de kaldıralım, tamamen kurumsal bir hatta dönüştü" dediğimiz takip eden aylarda, 2025'in ilk günlerinde diye anımsadığım tarihten itibaren hayatımızdan çıkmıştır.
Hatta hayatımızdan o kadar çıkmıştır ki ben bu telefonla ilgili
konuyu tutuklanmadan önce, yaklaşık bir hafta önce bir arkadaşım beni
telefonla arayıp "Televizyonu açsana" dediği uyarıyla öğrendim ulusal
bir kanalda. Elinde bir çubukla haber moderatörünün kafalarımız da
konulmuş, "O ona vermiş, bu buna vermiş, şu şuna vermiş" gibi dediği,
çok özür dilerim vasat bir anlatımla evde kanepede otururken öğrendim.
Haberin dış sesi de şöyle: "İmamoğlu'nun kayıp telefonu bulundu." Şimdi
"İmamoğlu'nun kayıp telefonu bulundu." Bir kere telefon arıyoruz diye
kimse bir şey söylememiş, bize sormamış. Bizde o tarihte olmayan telefon
bize niye sorulsun, o da ayrı bir mesele. Sonra gözaltına alındım.
Avukatlarımla nezarethanede "Acaba neden buradayım?" kritiği yapıyoruz.
Avukatlarım dedi ki: "Kadriye Hanım, siz gözaltına alındıktan sonra
sosyal medyada çok ciddi bir telefon dolaşımı var, acaba konu bu
olabilir mi?" Tereddütsüz konunun kesinlikle bu olmayacağını, bunu ben
bir hafta önce televizyonda izlediğimi, bunun bir soruşturma konusu
olmayacağını söyledim avukatlarıma. Avukatlarıma bunu söyledikten sonra
bu cümle avukatlarıma tutuklanmadan önce kurduğum son cümle olmuş oldu.
Erol Özgüner ifadesine gelecek olursam; kendisi 19 Mart'ta "Önce odama gelindi" dedi, "Sonra ben gittim" dedi falan filan. Şimdi bir kere 19 Mart'ta Sayın Başkanım, benim 100 tane çalışma arkadaşım gözaltına alınmış, İBB Başkanım gözaltına alınmış, çok özür dilerim ortalık yangın yeri. Benim küçücük odamda 100 kişi var, başkanlık fuayede 500 kişi var, kapının önüne milyonlarca insan geliyor. Adımı bile hatırlamadığım bir ortam. Yani kriz yönetiyormuşuz, kriz yönetimi için kimin yerine kim baksın toplantıları yapıyormuşuz falan; öyle bir şey yok. Adımı bile hatırlamadığım bir ortamda hiçbir yönetsel sorumluluğumda olmayan, hiçbir özgül ağırlığı olmayan, hayatımızda hiçbir yeri olmadığı gibi o tarihte bizde olmayan telefon nasıl aklıma gelsin? Bu da hayatın olağan akışında mı diye sormak isterim.
Daha önce de söylediğim gibi bu bir kurum uygulaması...
Mahkeme Başkanı: Dün de kendisine sorduk bu hususu. O zaten Burcu Hanım'dan aldığını söylüyor. Onun da sizden aldığını belirtmiş, yani sizden doğrudan almadığını belirtiyor.
Kadriye Kasapoğlu: Sayın Başkanım, benim o güne özel böyle bir talimatım olması mümkün değil. Bakın, bu bir kurum uygulamasıdır. Yani nasıl ayağı kırık bir masa Destek Hizmetleri'ne kimseye sorulmadan verilirse; hayatımızdan çıkmış, teknolojik bir cihaz, işi bitmiş, kullanıma kapalı artık bir cihaz da hayatımızda, işe girdiği ilk günden beri hayatımızda olan ve teknolojiden sorumlu kişiye, adrese teslim edilmiştir. Konu bundan ibarettir.
Ama şunu söylemeden geçemeyeceğim, yaklaşık tutukluğumdan beri her
gün sesli düşündüğüm şey çünkü: Bu telefon 11 ay beni oğlumdan acaba
nasıl ayırdı? Bu telefondan suç unsuru olabilecek ne çıktı? Yaklaşık
İddia Makamı'nda bu telefon 1,5 yıl incelendi ve "Ne oldu?" sorusunu
aklımdan çıkaramıyorum. 4.000 sayfalık iddianamemizde ne bu dijital
rapor var, ne bu telefona ait bir bilgi belge var, ne de benim ifademin
tek satırına yer verilmiş. Bu da enteresan.
Bu konuyla ilgili söyleyeceklerim bu kadar zira bir suçun delillerinin yok edilmesi için ortada bir suç lazım, suçu kaybetmek için bir eylem lazım. Bu konuyu tümüyle reddediyorum. Ortada ne bir suç vardır ne de suçu karartmaya yönelik bir delil söz konusudur.
Geliyorum eylem 18 rüşvete yardım iddiasına... Çok çok defa okudum bu bölümü. İçerideyken de okudum, dışarıdayken de okudum. İnanın neresinden nesini savunacağımı tam olarak bilemiyorum. Zira hayatımda hiç görmediğim, görsel teşhis edemeyeceğim, beni görse muhtemelen tanımayacak olan Bayram Yıldırım diye bir adam demiş ki; “Florya'da Fatih Keleş'in ofisine bir pikap araba yanaşırdı. Şunun şunun şunun şoförü giderdi, Kadriye Kasapoğlu'nun şoförü Caner Kırca da giderdi, buradan paraları alırdı, gelirdi.” En önemli kısmı iddianamede de okuduk; ne Caner Kırca ne de buradaki diğer şoför arkadaşlarımız böyle bir iddiayı kabul etmiyorlar.
Şimdi yine içimden defalarca sorduğum soruyu sessiz soruyorum. Burada gerçekten ne yaşadığımızı bilmemekle beraber... Adının rüşvetle yan yana gelme ihtimali olmayan, sadece aracımı kullanmak üzere tahsis edilmiş olan kendisine mesai arkadaşım Caner Kırca'nın, Kadriye Kasapoğlu rüşvet iddiasıyla lekelemek bu kadar kolay mı sorusunu da yine aklımdan çıkaramıyorum. Sayın Başkanım, özetle mesai arkadaşım Caner Kırca'nın içinde ne olduğunu bilmediği çanta, sepet, para, kriminal, böyle hiçbir şey, dosya, hiçbir şey taşıtma talimatım olmamıştır. Bu iddiayı da tamamen reddediyorum.
Şimdi Sayın Başkanım, bu iki içi boş, gerçek dışı olmayan iddia beni bir yarısından fazlasını tanımadığım bir örgütün içerisine üye olarak koymuş. Buradaki iddia edilen örgüt yöneticileri ya da örgüt üyeleriyle hiçbir illiyet bağımın olmadığı gayet açıktır. Benim ait olduğum tek şema bugün ibb.gov.tr'deki İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde özel kalem müdürünün bulunduğu yerdir. Bu yere göre sadece Ekrem İmamoğlu'ndan talimat alırım; sadece özel kalem müdürlüğüne bağlı olan yaklaşık 180 tane arkadaşıma talimat verebilirim. Ben, özel kalem müdürüyüm ve gerçekten burayı okuduğumda yine hayrete düştüm. Çünkü gerçekten yapmak zorunda olduğum, bana devletin para verdiği işle yargılanmışım. Bunlar ne? Telefon görüşmesi yapmak, toplantı düzenlemek, gerektiğinde bu toplantılara katılmak. Şimdi hepimizin en sık kullandığı arama motoru Google'a bile yazsak "Özel kalem müdürü ne iş yapar?" diye karşınıza çıkacak olan ilk 3 şeyle sorumlu tutulmuşum.
Burada "Özel kalem müdürlüğü ne iş yapar?" diye çok uzun saatlerce anlatıp vaktinizi almak istemiyorum açıkçası. Ama özel kalem müdürü belediye başkanının iş programını takip etmek zorundadır. Yani Sayın Başkanımız Ekrem İmamoğlu beni arayıp "Kadriye, ben Eminönü Meydanı'ndaki şantiyeyi ne zaman ziyaret edeceğim, buradaki iş programı nedir?" dediği vakit, ben gecenin bir yarısı da olsa, 3 sefer de olsa, 5 sefer de olsa arayacağım kişi Genel Sekreter Yardımcımız Gürkan Alpay'dır. Arkamda oturan bütün İBB bürokratları bilir ki benim onları anlamlı anlamsız saatlerde defalarca aradığıma, aileleriyle birlikte tanık olmuşlardır. Çünkü bu benim işim, başka türlü zaten Ekrem İmamoğlu ile çalışma şansınız yok. Ama kolluk kuvvetlerinde herhalde çok fazla konuşulmuş olsa gerekiyor ki bana "Gürkan Alpay ile neden bu kadar konuştunuz?" sorusu sorulmuştur. Bu korelasyona göre benim apartman komşularımla da gece aynı yerden baz verdiğim için ayrı bir örgütün içinde olmam gerekir diye düşünüyorum ve bu mantığı gerçekten kabul etmekte de zorlanıyorum.
Sayın Başkanım, toplumda öne çıkan siyasi figürlerin, yerel yönetimlerde belediye başkanlarının, kamu kurumlarında üst düzey bürokratların özel kalem müdürü kadroları istisnai kadrolardır. Yani bu kadrolara biraz da kimse kimseye söylemez ama "fırsat" gözüyle bakılır. Çünkü yoldan geçen herhangi birini Bakanlık imzasıyla siz özel kalem müdürü olarak atayabilir, KPSS gibi proseslere takılmadan memur yapma şansınız olabilir. Bu bakımdan da genelde ya belediye başkanının çok eski tanıdığı, ya eş dost tavsiyesi, ya siyasi angajmanlar genellikle belediye başkanlarına böyle yönlendirmelerle özel kalem müdürlüğü atanırken; Sayın Ekrem İmamoğlu, benim yaklaşık 20 yıllık kamu tecrübem, başarım, liyakatim —bu konuda tevazu gösteremeyeceğim— tüm bunlarla ilgili halihazırda memurken bu istisnai kadrodan faydalanma şansı duymamışken, daha benimle bir merhabası yokken, beni mülakatla özel kalem müdürü olarak atamıştır. Sayın Başkanım, burada iddianame bize bir örgüt hikayesi anlatıyor ama ben size burada Kadriye Kasapoğlu'nun liyakat hikayesini anlatıyorum, Ekrem İmamoğlu'nun da yanında çalışırken defalarca tanık olduğum.
Hemen toparlıyorum. Bu kağıtlarda ne yazarlarsa yazsınlar, gerçekten benden bir suç örgütü üyesinin çıkması mümkün değil Başkanım. Çünkü hayatı boyunca yasal olmayan, hukuk dışı hiçbir konunun içinde olmadım. Arkamda oturan bürokratlarımızla beraber Belediye Başkanımızın İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne hem sembolik, siyasi önemi çok fazla olan hem iş yapma hacmi çok fazla olan hem de sayısız projelere imza atmış, benim de çalışmaktan gurur duyduğum İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne olan sayısız projelerinden bahsedebilirim. Ama hiçbir ortamda ne Belediye Başkanımızın ne siyasi —çok özür dilerim— ne Belediye Başkanımız ne de bürokratlarımızın yasa dışı bir talimat verdiğine tanık olmadım. Olsaydı zaten bulunmazdım; buna ne benim köklerim, genlerim, iş ahlakım, anneliğim hiçbirisi fırsat vermez. Özel Kalem Müdürlüğü yetki ve çerçevesi dışına çıkmadım, kimse tarafından da çıkmaya zorlanmadım. İnsanın aklına yine şu soru geliyor: "Acaba Özel Kalem Müdürü olarak sadece layıkıyla işimi yaptığım için mi 11 ay evladımdan ayrı kaldım?"
Hemen bitiriyorum. Sayın Başkanım, şuna gerçekten çok üzülüyorum; çünkü iki sefer Vatan Emniyet'teki çileyi 4'er günden iki sefer çektim. İlk gözaltına alındıktan sonra yaşadığı travma sebebiyle 13 yaşında o zaman, bugün 14 yaşında olan oğlumla yaşadığı travma sebebiyle birlikte uyumaya başladık. Aradan tam bir ay geçti ve bu sefer yine bir ev dolusu polisle oğlumun koynundan alındım bu sefer. Ve evden çıktığım, oğlumu tek başına 13 yaşındaki çocuğu evde bıraktığım eve yaklaşık 11 ay sonra dönebildim. Bu çocuğumun eğitim hayatındaki en eşik yılı olan LGS dönemini şu anda telafi edemiyoruz. Anne yoksunluğunu yaşadığı, anne yoksunluğunu telafi edemiyoruz. Annesinin yaşatılan hukuk yoksunluğunu telafi edemiyoruz.
Sayın Başkanım, ben devlet kurumlarından başka bir yerde çalışmadım iş yaşamım boyunca ve devlet kurumlarındaki saygınlığı, hassasiyeti, sorumluluğu en derinlerinde yaşayan biriyim. Bize de şöyle öğretildi: "Devlet anneyi korur, devlet çocuğu korur, devlet kadınını korur, devlet kendisine 20 yıl pırıl pırıl hizmet etmiş pırıl pırıl bir memurunu korur." Ben dünyanın en çalışkan Özel Kalem Müdürü olduğumu iddia ediyorum. Çünkü böyle iddialarınız yoksa da İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde çalışamazsınız. Ama tüm bunlara rağmen size güvenmek istiyorum Sayın Başkanım; sizin haklının hakkını haklıya vereceğinize dair içimde bir umut besliyorum. Savunmam bu kadar kısa ama haklılığım 4000 sayfa kadar, iddianameniz kadar eder. Dolayısıyla bu çok güvendiğim dağlar kadar haklılığım, Türkiye Cumhuriyeti Devlet'inin bir hukuk devleti olmasına olan kalan inancım, sizin vicdanınız ve istisnasız her gece dua ettiğim ilahi adaletle beraatimi, adli kontrolümün kaldırılmasını ve arkamda oturan kadın arkadaşlarımın bir an önce evlatlarına ve ailelerine kavuşmasını diliyorum, istiyorum. Dinlediğiniz için teşekkür ederim, saygılar sunuyorum.
Boğaziçi Üniversitesi’nde tepkiler devam ediyor: Bir istifa daha!16 izlenme
Kadın, Sağlıklı Bir Bebek Doğurdu - Doktor Dikkatli Bakınca "Size Söylemem Gereken Bir Şey Var" Dedi21 izlenme
DSÖ'den Türkiye'ye tebrik10 izlenme
Atatürk'ün "namus" sözüne saldırı!12 izlenme
Vatandaşların sorunlarla boğuşması böyle dedirtti: Nobel ödülleri Türk halkına verilmeliydi!15 izlenme
Profesörden korkutan yorum: Reform olmazsa kriz derinleşir15 izlenme
Merkez Bankası'nda yeni kriz: Koltuk paylaşılamadı, yeni istifa yolda!14 izlenme
Ahmet Onay'ın 15 Temmuz videosu ortalığı karıştırdı!19 izlenme