“Ben gördüm,” diye yazmıştı.
“Gördüğüm an hayatım ikiye bölündü: önce ve sonra.”
Annem, o gece yanlış zamanda yanlış yerdeymiş. Bir teslimat sırasında, orman yolunda durmuş. Arabadan inmiş. Ve cinayete tanık olmuş. Ama katil kaçmamış. Katil… annemi fark etmiş.
Defterin ilerleyen sayfaları korkuyla doluydu. Tehditler, takip edildiğine dair notlar, kapının önünde bulunan isimsiz zarflar. Sonra bir isim tekrar tekrar yazılmıştı: Komiser Rıza. Babamın yıllar önce “eski bir aile dostu” dediği adam.
Kapı zili çaldığında sıçradım. Polisler gelmişti. İki kişi içeri girdi. Belgeleri masaya dizdim. Defteri verdim. Fotoğrafları gösterdim. Sessizlik uzadıkça uzadı. Sonunda içlerinden biri başını kaldırdı.
“Bu dosya,” dedi yavaşça, “resmî kayıtlarda kapalı.”
“Annem kapatmamış,” dedim. “Ben de kapatmayacağım.”
Bir saat sonra ev dolmuştu. Kriminal ekip, amirler, sorular… Ve en sonunda kapı tekrar açıldı. İçeri giren adamı tanıdım. Yıllardır görmemiştim ama yüzü değişmemişti.
Komiser Rıza.
Bakışlarımız çarpıştı. Gözlerinde tanıdık bir rahatlık vardı; ama bu kez altında ince bir çatlak hissediliyordu. Defteri eline aldı, sayfaları çevirdi. Annemin el yazısına baktı. Dudakları gerildi.
“Bunu sana bırakmamalıydı,” dedi.
O an her şey yerine oturdu. Annemin uykusuz geceleri. Kapıyı kilitleme takıntısı. Beni yalnız bırakmama korkusu. Babamın ani ölümü… Hepsi tek bir çizgide birleşti.
“Katili sen korudun,” dedim. Sesim sakindi. Şaşırtıcı derecede sakindi.
“Hayır,” dedi, “katil bendim.”
Odanın içindeki hava bir anda çöktü. Polisler silahlarına davrandı. Rıza ellerini kaldırdı ama yüzünde pişmanlık yoktu. Sadece yorgunluk.
“O adam her şeyi ortaya çıkaracaktı,” dedi. “Herkesi. Ben de… susturdum.”
Annemin defterini masaya bıraktı. “Annen güçlüydü. Susturamadığım tek tanık oydu.”
Gözlerim doldu ama ağlamadım. Çünkü annem kazanmıştı. On yedi yıl susmuş olabilir ama unutmamıştı. Ve bana, doğru zamanı beklemenin ne demek olduğunu öğretmişti.
Rıza’yı götürdüklerinde ev sessizleşti. Sandık hâlâ açıktı. Kutunun içinde son bir zarf kalmıştı. Bana hitaben yazılmıştı.
“Eğer buraya kadar geldiysen,” diyordu,
“artık korkmana gerek yok. Gerçek ağırdır ama taşınabilir. Ve sen onu taşıyacak kadar güçlüsün.”
Kutuyu kapattım. Bu kez kilitlemedim.
Çünkü bazı şeyler saklanmak için değil, gün ışığına çıkmak için vardır.