Polis, aileme ikiz kız kardeşimin artık hayatta olmadığını söyledi

Kısa bir süre sonra polis geldi.
Cevaplayamayacağım sorular sordular. Gece boyunca evimizin yakınındaki ormanlık alanı aradılar. Buldukları tek şey, Elif’in kırmızı topuydu.

Bana anlatılan her şey bundan ibaretti.

Aramalar uzadıkça uzadı. Günler haftalara karıştı. Yetişkinler fısıldaşıyordu. Bana hiçbir şey açıklanmadı.


Sonunda anne ve babam beni karşılarına oturttular ve Elif’in ormanda bulunduğunu söylediler. Babam sadece tek bir cümle kurdu:

“O öldü.”

Hatırladığım bir cenaze yoktu.
Götürüldüğüm bir mezar yoktu.
Oyuncakları ortadan kayboldu.
Adı artık hiç anılmadı.

Soru sormamam gerektiğini çok çabuk öğrendim. Her sorduğumda annem içine kapanıyor, onu incittiğimi söylüyordu. Böylece sessiz büyüdüm, kaybı tek başıma taşıyarak.

Gençliğimde polis dosyasını görmek istedim. Kayıtların erişime açık olmadığı söylendi ve bazı acıların gömülü kalmasının daha iyi olduğu eklendi.


Yirmili yaşlarımda, anneme son bir kez sordum. Geçmişi yeniden açmamam için yalvardı. Bir daha sormadım.

Hayat ilerledi. Evlendim, çocuklarım oldu, büyükanne oldum. Dışarıdan bakıldığında hayatım doluydu — ama içimde, Elif’in olması gereken yerde hep bir boşluk vardı.

Bazen kendimi iki tabak koyarken yakalardım.
Bazen geceleri bir çocuğun sesini duyar gibi olurdum.
Bazen aynaya bakar ve “Elif şimdi muhtemelen böyle görünürdü” diye düşünürdüm.

Yıllar sonra torunumu üniversitede ziyaret ettim. Bir sabah, onun önerdiği küçük bir kafeye tek başıma gittim.

Sırada beklerken, bir kadının kahve siparişi verirken konuştuğunu duydum. Sesi beni olduğum yerde çarptı — açıklayamadığım kadar tanıdıktı.

Reklamlar