Home
20 Ocak 2026 ( 0 izlenme )
Reklamlar

Özel, Erdoğan'a tarih verdi: "Yüreğin yetiyorsa birlikte gidelim"


CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a 6 Şubat 2023'teki deprem felaketinin yıl dönümünde Hatay'a birlikte gitme davetinde bulundu: "Sayın Erdoğan eğer yüreğin yetiyorsa sokaklarda birlikte dolaşalım."



CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) düzenlenen grup toplantısında açıklamalarda bulundu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 6 Şubat 2023'teki deprem felaketinde ağır kayıplar veren Hatay'da kullandığı "Afetzedelerimizin üzüntüsünü içtenlikle paylaşmak yerine deprem turisti gibi ortalıkta dolananlar vardı. Bakın şimdi hiçbirisi ortalıkta yok" ifadesine tepki gösteren Özel, o dönem yaptıklarını sayılarla kayda geçirdi.

Bu sözlerden sonra kentte tabiri caizse bir 'infial' oluştuğunu, nisan ayında yapmayı planladıkları mitingi öne çekmek durumunda kaldıklarını anlatan ana muhalefet lideri şu çağrıyı yaptı:

"Ben Hatay'a gidene kadar infialin bu boyutta olduğunu bilmiyordum. Herkes 'Yapmadıklarını yapmış gibi gösteriyorlar, sizin yaptığınızı inkar ediyorlar' diyor. Onun için Sayın Erdoğan eğer yüreğin yetiyorsa 6 Şubat'ta Hatay'a birlikte gidelim. Sokaklarda birlikte dolaşalım. 'Ben varım' desin birlikte gidelim."

BAHÇELİ'YE SERT ÇIKTI: YOK ÖYLE SİYASET

Özel, devamında MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin "Emeklilere verilen ücret sefalet ücreti" şeklindeki çıkışı sonrası tavrını eleştirdi.

Bahse konu söylemden sonra "Biz tüm partilerin tavrını topladığımızda emekliler çoğunlukta, herkes sözünü tutarsa çok güzel şeyler olacak" dediğini hatırlattıktan sonra Bahçeli'nin bugünkü sözlerine değindi:

"MHP'den bu konuda bir yanıt bekliyorduk. Bugün geldi. 'En düşük emekli maaşı konusunda nifak sokuyormuşum'. CHP'nin önergesine oy vermeyecekmiş. Hiçbir itirazım yok. Biz kendi önergemizi vereceğiz. DEM iyileştirme önergesi verirse ona da oy veririz. Hepimiz ortaklaşırız ona da oy veririz. Sayın Bahçeli önergesini versin, biz destekleyelim. Bir büyüklük yapsın, iki elimiz havada destek verelim Devlet Bey.

Efendim 'CHP bilmem ne'. 'Bizim kitaplar var' diyor. Baktım, ailelere gelir desteği ve hilal kart uygulaması. Eyvallah. Kemal Bey önermişti, onlar da revize etmişti.

Devlet Bey getirsin aile gelir desteğini, oy verin arkadaşlar. Devlet Bey getirsin giyinme desteğini, oy verelim arkadaşlar. Ben 'ittifak ortağıyım' diyor, 'iktidar ortağı değilim' diyor. Yani 'Ben AK Parti'nin riskli işlerinde ittifak adına duruyorum, riski sigortalıyorum' diyor. Böyle siyaset yok. Toplayıcılık cilalı taş devrinde bitti."

Özel'in konuşmasından öne çıkan diğer bölümler şöyle:

"Hafta sonu deprem bölgesinde, Hatay’daydık. Aslında bir 6 Şubat - 7 Şubat arası, depremin olduğu hafta deprem bölgesinde olacağız. Bütün milletvekillerimiz, Parti Meclisi (PM) üyelerimiz, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi'ndeki gölge bakanlarımız, politika başkanlarımızla beraber hep birlikte bölgede olacağız, ben de bölgede olacağım. Hatay’da bir miting yapmak nisan ayı için planladığımız bir durumdu.

Ancak Sayın Erdoğan’ın deprem bölgesine gitmesi, orada söyledikleri söylemedikleri, yaptıkları yapmadıklarıyla Hatay’da büyük bir infial oluştu. Ve Hatay’ın değerli üç milletvekilimiz, il örgütümüz Hatay halkının Hatay’da bir miting istediğini söylediler.

Dedik 'Hava soğuk', dediler 'Olsun'. 'Yağmur varmış' dedik, dediler 'Olsun'. 'Mutlaka Genel Başkanımızı, doğruları konuşmak ve Hatay’ın duygularına ses olmak için burada bir mitingde olması lazım.' Biz de kalktık geçtiğimiz cumartesi günü Hatay’a gittik.

Özetle durum şu; Sayın Erdoğan’ın deprem bölgesiyle ilgili şöyle bir muradı var: Deprem bölgesinde tüm sorunlar çözülmüş, tüm sıkıntılar bitmiş, herkesin keyfi yerindeymiş, kimsenin derdi, tasası, endişesi, isyanı yokmuş ve buna bölge ses çıkarmasın, geri kalan 70 il de buna inansın, bu da Erdoğan’ın hanesine olumlu yazsın. Bütün hesap bu.

Bakmayın Hatay'da bizim hatalarımızdan, seçim günü yapılanlardan kıl payı kaybettik... Erdoğan'ın ona oy veren seçmenlerine söylüyorum; 9600 araç, 28 bin 500 personelle 60 gün boyunca bölgedeydik. Tırlar, uçaklar, gıdadan çadıra, sobaya kadar bölgeye yardım ulaştırdık. Rakamlar AFAD'da, AFAD koordine etti bunları.

'GÖRDÜĞÜNE İFTİRA ATILMASI YÜZÜNDEN ÇILDIRIYOR HATAY'

Hatay için sorduğumuzda 4 bin 65 araç, 14 bin personel, 3 bin 200 TIR, mobil mutfaklar, ikram araçları... 20 bin çadır, 893 konteyner, 1188 jeneratör, 787 mobil tuvalet - duş. Bunu Hatay'da söyleyince infial olması şundan... Gördüğüne iftira atılması yüzünden çıldırıyor Hatay.

CHP enkaz kaldırma çalışmalarında yokmuş. Yaylakonak'a gittim. Sabah 04.50'de Zeydan Karalar'ı aradım, 'Adana yıkıldı başkanım, Vahap'ı ara' dedi. Vahap Seçer'i aradım. 'Anladım başkanım' dedi kapattı. Hemen arama kurtarma.

O yüzden, o yüzden; bundan önce hiç şöyle bir niyetimiz yoktu. Bölgeye gidelim, yaptığımızı anlatalım. Ama madem yaptığımızı inkar ediyorlar, madem Hatay bu kadar isyan ediyor. Ben Hatay'a gidene kadar infialin bu boyutta olduğunu bilmiyordum. 'Herkes yapmadıklarını yapmış gibi gösteriyorlar, sizin yaptığınızı inkar ediyorlar' diyor. Onun için Sayın Erdoğan eğer yüreği yetiyorsa 6 Şubat günü istiyorsa Hatay'ı birlikte dolaşalım. 'Ben varım' desin birlikte gidelim.

'NE YAPTIĞIMIZI ANLATAYIM, MİLLETİN GÖZÜNÜN İÇİNE BAK İNKAR ET'

Sayın Erdoğan'a söylüyorum. Oradaki törene bir şey yok, ittifak ortağınla birlikte Osmaniye'deki töreni yap. Ardından gel birlikte gidelim, Hatay'ın sokaklarını gezelim. Ben sana Hatay'a ne yaptığımızı ya da diğer 10 ile ne yaptığımızı anlatayım, sen de milletin gözünün içine bak, inkar et bakalım. Var mısın? Var mı cesaretin?

'İKTİDAR OLMAKLA SAHTEKAR OLMAK BAŞKA ŞEYLERDİR'

İktidar olmakla, iktidar olmakla sahtekar olmak başka şeylerdir. Türkiye Cumhuriyeti iktidarı her türlü eleştiriyi alabilir, her türlü icraatı yapabilir ama muhalefete karşı sahtekarlık yapamaz kardeşim, sahtekarlık yapamaz.

'ÇOK BİLMİŞ DANIŞMANLARIN 'DARBE KORKUSUNU' YÜKSELTİYORLAR MIYDI, YÜKSELTMİYORLAR MIYDI'

Ne diyorum? 'Duymamam gerektiğini duyarsam duyman gerektiğini duyarsın kardeşim.' Sen yalan attın burada. Şimdi sor bakalım deprem bölgesine; depremde vatandaşlar günlerce enkaz altında 'sesimi duyan var mı' derken, tam donanımlı Türk ordusu 3 gün, 3 gün sahaya çıktı mı, çıkmadı mı?

Ordu çıksın çağrıları sosyal medyada 3 gün yükseliyorken senin saraydaki çok bilmiş danışmanların sana; 'orduyu dışarı çıkarmak kolay kışlaya çok geri sokmak zor' deyip o şartlarda bile 'aman ha darbe marbe korkusunu' yükseltiyorlar mıydı, yükseltmiyorlar mıydı?

'KIZILAY PARAYLA ÇADIR SATTI MI, SATMADI MI'

Millet sokaktayken Kızılay parayla çadır sattı mı, satmadı mı? Sen 99 depreminde 3. gün, 3. gün Kocaeli'nde deprem çadırı sırası fotoğrafını gösterip, 99'dan sonra yapılan seçimlerde; '3 gün oldu millet çadır sırasındaydı' dedin de, Hatay'da, Kahramanmaraş'ta 33. gün... Bak 3 dedin ya rahmetlinin arkasından... 33. gün halen daha çadır sırası bekleyen var mıydı, yok muydu?

'MOTOKURYENİN HAKKINI YİYEN BOYKOTU YER'

Bir diğer konu; motokuryeler. Motokuryede bir sömürü düzeni var. Örneğin havalar kötü oluyor, valilik bunların çıkmasını yasaklıyor ya. Motokuryeler onun parasını alamıyor. 'Çalışmadın' diyorlar. Çok açık söylüyorum, boykot ederiz. Motokuryenin hakkını yiyen, boykotu yer. Sonra bana gelip 'Vay efendim şunun babası CHP'li' falan demeyin.

Şimdi motokuryelerin 5 tane talebi var:

- Paket başına ödenen ücret şeffaf, öngörülebilir ve sabit bir yapıya kavuşturulsun.

- Teşvik sistemlerinin erişilebilir, adil ve objektif kriterleri olsun.

- Mesafe bazlı ücretlendirmeden, gerçek yakıt, bakım ve zaman maliyetleri dikkate alınarak yeni bir ücretlendirme sistemine geçilsin.

- Olumsuz hava koşullarında ücretli izin hakkı olsun. Kar yağıyor, valilik yasaklıyor ya, moto kurye o gün para almıyor. Yani valiliğin yasağı motokuryenin maaşından gidiyor.

- İş sağlığı ve güvenliği önlemleri uygulansın. Kurye temsilcilerinin çalışma koşullarını ilgilendiren karar alma süreçlerine doğrudan dahil edilsin. Yani kuryelerin seçtikleri temsilciler dahil edilsin.

O firmaya söylüyoruz; bu üç gün boyunca boykot, bu üç gün boyunca eylem yapıldı. Sonra bu taleplerle masaya oturulacak. Bu talepleri yerine getirirsen getirirsin. Getirmezsen, vallahi senin en kuvvetli müşterin bizleriz. Bizim sözümüze kıymet verenlerdir.

Kafamızı bozma, senin karşında motokuryenin arkasında dururuz. Net söylüyorum.

'7 MİLYON KUMAR BAĞIMLISI VAR'

Geçim sıkıntısı ve hayat pahalılığının yanında giderek yaygınlaşan, toplumu çürüten ağır sorunlarımız var. Uyuşturucu, kumar ve çocuklarımıza, çocuklarımızın hayatına kasteden, hepimizin hayatına kasteden suç çeteleri... Yeşilay'a göre, Yeşilay raporları var; 7 milyon kumar bağımlısı var Türkiye'de, 7 milyon! Uyuşturucu bağımlısı sayısından fazla.

2026 yılına gelirken ciddi bir anket firmasının anketi, bizde de var, isteyen basın mensubuna hemen atarız. Yeni yılda ne yapmaya karar verdiniz diyor yılbaşı gecesi. Yüzde 76'sı daha dikkatli harcama yapmaya demiş, belli ki borç içinde; bu tarafı da çok kritik.

Yüzde 11'i kumardan, bahisten kurtulmaya karar vermiş. Yani 100 kişiden 11'i 'oynuyorum, kurtulamıyorum, niyetim var kurtulmaya' demiş. Bir de niyet etmeyenler, oynayanlar var. 7 milyon kumar bağımlısı var. Yuvalar dağılıyor, insanlar bu illet yüzünden canına kıyıyor.

'BACAĞINI BIRAKTIĞI OTOBÜS DURAĞINDA HAYATINA KIYDI'

En hazini nedir biliyor musunuz? Terör gazisi Ferdi Çatal. Kayseri'de bir otobüs durağında patlayan bombayla bir bacağını kaybetmişti. Gazi... O günden bugüne devlete emanet, millete emanet. O bombanın öldüremediği, bacağını bıraktığı otobüs durağında hayatına kıydı.

Geriye bıraktığı notta da sanal bahis ve kumara düştüğünü ifade ediyor. Bir devlet düşünün; senin için bacağını kaybetmiş gaziye sahip çıkamamışsın, ekonomik zorluklardan dolayı kumar oynamış, bacağını kaybettiği yerde hayatına kıymış orada. Memleket bu hale geldi.

'BU İŞTE HERKES KONUŞACAK SEN SUSACAKSIN'

Peki bu durumda Sayın Erdoğan'ın ne yapması lazım? Normalde hicap duyması lazım. Normalde bu işle ilgili bir özeleştiri yapması lazım. Yok, şöyle diyor: 'Her cep telefonu bir kumarhane haline geldi' diyor. Yazıklar olsun Başbakanımız İsmet İnönü'ye, memleketi getirdiği hale bak (!) Yazıklar olsun Cumhurbaşkanımız Kemal Kılıçdaroğlu'na (!) İki yılda memleketi ne hale getirdi.

Ana muhalefet lideri de bunu söylüyor... Kardeşim, memlekette her cep telefonu kumarhane haline geldiyse, bu işte herkes konuşacak sen susacaksın! Sen susacaksın!

'O SİTEYE GİREN YAKAYI KAPTIRIYOR'

Beyefendi Varlık Fonu'nun başında. Varlık Fonu, Milli Piyango'nun sahibi. Milli Piyango'yu ilk iktidara geldiğinde, 'Efendim devlet kumar oynatmaz' demiş, 'Satacağım ben bunu' demiş, dur denmiş, yapma satma. Sonra aymış; hem satmış gibi, hem tutmuş gibi yapmış, ihaleyle vermiş 10 yıllığına birine.

O Milli Piyango'nun sitesinde 150 çeşit sanal kumar oynatılıyor. Geçen hafta gösterdim, ballı petek var, ballı petek. Arı geliyor böyle vızz diye, balı hangi peteğe yapacağını bilirsen parayı götürüyorsun.

Ballı peteğe, arının bal yapacağı kovana kumar oynatıyor adamlar. Kol çektiriyorlar. İşin kötüsü o siteye giren yakayı kaptırıyor, envaiçeşit kumar sitesinin mesajı geliyor. Oradan çerez yakalıyorlarmış, onu yapıyor.

'ÖZGÜR ÖZEL MECLİS KÜRSÜSÜNDEN KUMARA ÖZENDİRİYOR DİYOR'

Ben bunları anlattım bir şey yapın diye. Çünkü Yeşilay diyor ki raporunda; sanal kumara başlayanların yüzde 70'i yasal kumar sitelerinden, yasal çekiliş sitelerinden, Milli Piyango gibi oraya geçiyorlar diyor. Sanal kumar orada yakalıyor bunları. Buna tedbir al diyorum, çıkmış açıklama yapmış; grup toplantısında 'kumara özendiriyor' diyor. Geçen hafta beni dinlediniz. Ben geçen hafta oynanan kumar rezaletini anlattım ve yarattığı felaketi anlattım. Bu at yalanı, dönüp sayalım inananı hesabı. Özgür Özel Meclis kürsüsünden kumara özendiriyor diyor.

'GELİN BU İŞLE BİRLİKTE MÜCADELE EDELİM'

Biz sanal bahis ve kumarla mücadele eylem planımızı hazırladık. Dün Sayın Murat Emir ile birlikte ilgili parti meclisi üyemiz bunu basın toplantısıyla anlattılar. Daha sonra bunu tüm siyasi partilerle paylaşıyoruz. Meclis'te bir araştırma komisyonu kurulmasını öneriyoruz, ana hatlarıyla.

Kumarın her türlüsüne reklam yasağı ve biraz önce söylediğim gibi özendirici yasakların getirilmesini söylüyoruz. Kumarla Mücadele Kanunuyla olabilecek tüm ilgili kanunları; yok biri Ticaret Yasası'nda, biri Türk Ceza Kanunu'nda, biri orada biri burada...

Hepsini derli toplu bir yere toplanmasını öneriyoruz. Bu konuda bir düzenleyici ve denetleyici kurum kurulmasını, bu kurulun da özerk olmasını, yetkili olmasını, kaynaklarının güvence altında olmasını söylüyoruz. Ve diyoruz ki; gelin bu işle birlikte mücadele edelim. 23 yılın sonunda memleketi bu hale getirenler, her cep telefonunu kumarhane haline getirenlere; gelin bu işten bu milleti hep birlikte kurtaralım diyoruz.

Bunu bu iktidar yapar mı? İlişki ağına bakarsan yapmaz. Ama biz bütün samimiyetimizle burada bu çözümü takip edeceğiz, bunun için katkı sunmaya devam edeceğiz.

‘ATLAS’IN ANNESİYLE KONUŞTUM, YANINDAYIZ’

(17 yaşındaki Atlas Çağlayan’ın 15 yaşındaki E.Ç. tarafından öldürülmesi) Annesi Gülhan Ünlü’yü hepiniz izlemişsinizdir, ben televizyonlarda izledim. 'Ben yandım başkası yanmasın, en ağır cezayı alsın' ve birçok haklı serzenişi ve yakarışı var.

Kendisiyle konuştum; üzerimize düşeni yapacağımızı, Minguzi davasında olduğu gibi kendisini bir an olsun yalnız bırakmayacağımızı, hukuki destek sağlayacağımızı, elden geleni yapacağımızı söyledik.

'SENİN İKTİDARINDA OLDU'

Suç çetelerinin şantaj yaparken, tehdit ederken, tahsilat yaparken, hatta cana kıyarken çocukları kullandıklarını gördük. Bu konuda dün Sayın Erdoğan 'Gerekeni yapacağız' diyor.

Ben Ahmet Minguzzi davasından sonra hangi gerekeni yaptığını kendisinden bir duymak istiyorum. Gereken yapılsaydı, diğer evlatlarımız ölmezdi.

Ki bu sadece böyle bir vahim olay, elim olaydan sonra bir şey yapmakla değil; 23 yıldır yaptıklarının sonunda... Her cep telefonu kumarhane, sen yaptın, senin iktidarında oldu. Şimdi 15 yaşında, 14 yaşında katiller...

'KİM YARATTI BUNU?'

Burada tartışma; efendim çocuk da katil, öldüren de katil. Öyle diyeni o linç ediyor, böyle diyeni o linç ediyor. Hrant Dink’in sevgili eşi Rakel Dink ne diyordu? 'Masum bir bebekten bir katil çocuk yaratan bu sistemi sorgulamak zorundayız' diyordu. Kim yarattı bunu?

'BOŞUNA MI 18 YAŞINDAN KÜÇÜKLERİ KULLANIYOR AZ CEZA ALSIN DİYE?'

Kimse anasından katil doğmuyor. İçine doğduğu ortam, oradaki devlet otoritesinin üstüne düşenleri yapmaması bu çocukları suça itiyor, suç makinesi haline dönüştürüyor. Ama dönüp de buna da 'Ya bu çocuk yaştadır' dediğinde bu sefer esas meseleyi de ıskalamış oluyorsun. Bir yandan da meselenin caydırıcılığı var. Boşuna mı 18 yaşından küçükleri kullanıyor az ceza alsın diye?

‘DEVLET BAKMAYINCA ÇETE BAKIYOR’

Ekonomik şartlar öyle ki bu çocuklar üzerinde çalıştığınızda şu çıkıyor ortaya: Suçu işleyen, işliyor ya; '10 gün önce nereden geldin oğlum?', 'Sosyal medyadan davetlerini aldım, geldim katıldım. İlk işini verelim dediler. Gittim, dediklerinin önce dükkanını taradım, sonra git vur dediler, gittim vurdum. Sonra bana içeride bakıyorlar, dışarıda aileme bakıyorlar.'

7 kişilik ailesine çete bakıyor; devlet bakmayınca çete bakıyor. Suçu işleyen çocuğa çete bakıyor. Oradan düş, buradan düş; cezası bitince yeni suç için örgüte yeniden katılıyor.

Burada, burada sivrisineğin nasıl yakalanacağından, sivrisineğin nasıl bertaraf edileceğinden değil, bataklığın nasıl kurutulacağıyla ilgilenmek lazım. Bataklığı ortaya çıkaranlar bataklık kurutamaz arkadaşlar.

'GRUP BAŞKANVEKİLİNİN AYIBINA SUÇUNA ORTAK OLDULAR'

Bir yandan bu yakıcı gündemler varken, bir yandan da gözümüz kulağımız Suriye’de. Hep birlikte takip ediyoruz. Komşumuz Suriye uzun yıllar boyunca derin acılar ve kayıplar yaşadı. Bu durum ülkemizi de derinden etkiledi. Tabii bu konuda da Sayın Erdoğan her zamanki gibi...

Buradaki milletvekili, korkunç... Grup Başkanvekili korkunç laflar etti. Ömer Çelik lafı dolandırdı, bir şey demedi, sustular. Ve 'Yıllarca Müslümanlar katlediliyorken Alevi katli... şimdi Aleviler katlediliyor diye bağırıyorlar' diyen Grup Başkanvekilinin ayıbına suçuna ortak oldular.

İlk an fırsatçılık yapmadı Gökhan Günaydın, gözümle gördüm. Döndü dedi ki; 'Bu laf yanlış yere gidiyor, düzeltin isterseniz' dedi. Doğru mu Gökhan Bey?

Düzeltmediler. Düzeltmediği gibi, 'Israr ediyorum' dedi. Ömer Çelik özür dilemediği gibi sahiplendi. Erdoğan göreve devam ettirdi, partiye mal etti bu tutumu.

'SONRA BİR BAKTIK Kİ O İŞLERDE BAŞKA İŞLER VAR'

Şimdi geldiğimiz bu noktada dönmüş diyorlar ki bize; 'Suriye o haldeyken susuyor...' Ne susması? Ne susması? Faruk Loğoğlu başkanlığında heyetlerimiz üç kez Suriye’ye gitmedi mi? Muhaliflerin kurtarılma... Hele hele Türkiye’den gitmiş muhalif gazeteciyi ailesine Cumhuriyet Halk Partililer vermedi mi? Sonrasında defalarca söyledik. Söyledik diye suçlu olduk, aman Suriye’deki kan dursun, gözyaşı dursun diye.

Sonra İdlib’de tutulan bir grup farklı farklı yerden gelen selefi örgütler, çeteler, bilmem neler Şam’a doğru harekete geçince; iki gün öncesine kadar Erdoğan’ın açık beyanı var: 'İdlib’den harekete geçen gruplarla bağlantımız yoktur, endişeyle takip ediyoruz' diye.

Sonradan öğreniyor ki Colani; İngiltere, Amerika tarafından hazırlanmış, İsrail tarafından sıvazlanmış... Ona ortak oluyor. Geçen sene aralık ayını hatırlayın; Erdoğan’ın büyük zaferini dinleyerek geçirdik. Sonra ne oldu? Sonra bir baktık ki o işlerde başka işler var.

'YENİDEN ÇATIŞMALI BİR ORTAMA SÜRÜKLENDİĞİNİ ÜZÜLEREK TAKİP EDİYORUZ'

Şimdi gelmişler burada, bu günlerde yine olan bitene bakıp bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. Burada sağduyulu, akılcı ve Türkiye’yi de düşünen, bölgeyi de düşünen sözler söylemek lazım.

Yaşanan acıların herkese ders olmasını, artık sorunların diplomasiyle çözülmesinin öğrenilmesini ve çatışmaların bitmesini, Suriye’deki tüm acılı süreçler boyunca hep arzu ettik, talep ettik. Suriye’nin toprak bütünlüğü ve istikrarını her zaman savunduk.

Tüm inanç ve kimliklerin anayasal güvence altında yaşamasını istedik, istemeye devam ediyoruz. Politikalarımızı ve siyaset dilimizi buna göre kurduk. Ancak yeniden çatışmalı bir ortama sürüklendiğini üzülerek takip ediyoruz Suriye’nin.

'HERKES AKLISELİMLE HAREKET ETMELİ'

Bu yüzden diplomasiye, masada oturmaya, varılan mutabakatlara sahip çıkmaya ve herkesin verdiği sözleri tutmasına vurgu yapıyoruz. Suriye’deki gelişmeleri yakından izliyor, sorumlulukla değerlendiriyoruz.

Gerilim ortamının Suriye’de, Türkiye’de, bölge ülkelerine de kazandırmayacağı görülmeli; herkes aklıselimle hareket etmelidir. Kolaycı yargılardan bilinçli bir kopuş gerçekleşmeli; serinkanlı, uzun vadeli, barışçıl bir akıl inşa edilmelidir.

'SAVAŞI KÖRÜKLEMEYE DEĞİL BARIŞI VE KARDEŞLİĞİ SAVUNMAYA DAVET EDİYORUZ'

Bu akıl hepimizin güvenliğini, sürdürülebilir barışı, silahtan ve gözyaşından kalıcı bir kurtuluşu, demokratikleşmeyi, eşitlik temelli kardeşliği ve kalkınmayı sağlayacak olan akıldır.

Bu akıl, birbiriyle kardeş olan ülkelerimizin, kimliklerimizin ve inançlarımızın ortak aklıdır. Emperyalist heveslerden ve çıkarlardan hiçbir zaman fayda gelmediği ve gelmeyeceği görülmeli; gerçek kurtuluşun kardeş olan tüm kimliklerimizin ortak gelecek inşasıyla sağlanacağı idrak edilmelidir.

Bu anlayışla Suriye’de taraflar arasındaki mutabakatın kesin bir biçimde uygulanmasını temenni ediyoruz. Herkesi de savaşı körüklemeye değil, barışı ve kardeşliği savunmaya davet ediyoruz.'

NEFES

Önerilen Videolar

Reklamlar

Bunlar da İlginizi Çekebilir

İtalya'da 4 Eczacıbaşı çalışanının hayatını kaybettiği helikopter kazasının sır perdesi aralanacak mı? CHP İstanbul'a 'kayyum' dünya gündeminde: CHP'nin yükselişine müdahale! İhsan 45 yaşların ünlü bir doktordu, alanında uzman bir isimdi.... Son dakika: Hakkari'de PKK'lı teröristlere ait patlayıcı ve mühimmat ele geçirildi