On sekiz yıl önce

“Bugün ilk kez bisiklete bindiler.”

“Babalarıyla çok mutlular.”

“Onlara yaklaşamıyorum ama güvendeler.”

Elif gözlerini bana çevirdi.

“On sekiz yaşımıza birkaç ay kala bize bir avukat ulaştı.”

Avukatın, Zeynep’in yıllar önce hazırladığı emanet dosyasını getirdiğini anlattı.

Dosyada mektup, fotoğraflar ve bütün gerçekler vardı.

Zeynep, kızlarının reşit olmasını beklemişti.

Çünkü onları kaçıran şebekenin tamamen çökmesi yıllar sürmüştü.

Hayattayken gerçeği açıklarsa kızlarının yeniden hedef olacağından korkmuştu.

“Bu yüzden bekledik.” dedi Elif.

“Sana yalan söylemek istemedik.”

O an ikisini de kollarımın arasına aldım.

“Siz bana hiçbir zaman yalan söylemediniz.”

Defne ağlayarak başını omzuma koydu.

“Biz seni kaybetmekten korktuk.”

“Ben sizi bulduğum gün kaybetmeyi bıraktım.”

O gece üçümüz sabaha kadar konuştuk.

Ertesi hafta birlikte Zeynep’in mezarını ziyaret ettik.

Yanımıza sarı papatyalar aldık.

Mezar taşının önüne çömeldim.

“Bana kızlarımızı emanet etmişsin,” dedim sessizce.

“Merak etme. Onlar söz verdiğim gibi iyi insanlar oldular.”

Elif ile Defne de mezarın başına iki küçük deniz kabuğu bıraktılar.

“Anne,” dedi Elif.

“Bizi sen dünyaya getirdin.”

Defne ise gözyaşlarını silerek ekledi:

“Ama bize hayatı öğreten kişi babamız oldu.”

Rüzgâr hafifçe eserken üçümüz uzun süre sessizce mezarın başında durduk.

Dönüş yolunda yıllardır içimde taşıdığım yükün yavaş yavaş hafiflediğini hissettim. Zeynep’i geri getiremezdim. Kaybettiğimiz yılları da geri alamazdım. Ama artık gerçeği biliyordum.
Reklamlar