On sekiz yıl önce

On sekiz yıl önce, sahildeki bir soyunma kabininde havlulara sarılmış iki yeni doğmuş kız bebek buldum ve onları evlat edindim. On sekizinci yaş günlerinde bana aynı havluları uzatıp, “Baba… Artık sana anlatmamız gereken bir gerçek var.” dediler

Zarfı ellerim titreyerek elime aldım. Üzerindeki yazıyı defalarca okudum. Bu, hiç şüphe yoktu, Zeynep’in el yazısıydı. Yıllarca sakladığım eski kartpostalları, bana yazdığı küçük notları ezbere bilirdim. Aynı harfler, aynı eğik satırlar, aynı “M” harfi…

“Bu… nasıl mümkün olabilir?” diye fısıldadım.

Elif ile Defne karşıma oturdular. İkisinin de gözleri doluydu.

“Baba,” dedi Elif. “Lütfen mektubu sonuna kadar oku.”

Zarfın içindeki sararmış kâğıdı dikkatlice açtım.

“Bu mektubu okuyan kişi büyük ihtimalle kızlarımı büyüten insandır. Eğer öyleyse, senden tek isteğim beni hemen yargılamaman. Çünkü bunu isteyerek yapmadım.”

Kalbim göğsüme sığmıyordu.

“Ben Zeynep. Eğer sana öldüğüm söylendiyse, bu gerçeğin sadece yarısıdır.”

Bir an nefes alamadım.

Devamını okumaya başladım.

Kazadan sonra Zeynep ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılmıştı. Doktorlar bebeğin öldüğünü söylemişti ama gerçekte ikiz bebekleri dünyaya getirmişti. Doğumdan sonra hastanenin muhasebe bölümünde çalışan, büyük borçlar içindeki bir görevli ile yasa dışı evlatlık çetesi bağlantısı olan bir hemşire, bebekleri kaçırmıştı. Zeynep ise ağır ilaçların etkisi altında tutulurken bebeğinin öldüğüne inandırılmıştı.

Günler sonra gerçeği tesadüfen öğrenmişti.

Polise gitmek istemişti.

Fakat çete onu tehdit etmişti.

“Bize engel olursan kızlarını bir daha asla göremezsin.”

Zeynep aylarca onları gizlice aramış.

Sonunda çetenin korkup bebekleri bir sahilde bırakacağını öğrenmiş.

Onları kurtarmaya çalışmış ama yetişememiş.

Mektupta son satırlar vardı.

“Seni bulmaya çalıştım ama kazadan sonra başka bir şehre taşındığını söylediler. Kızlarımızın güvenliği için onları uzaktan takip etmek zorunda kaldım. Eğer bu mektup sana ulaştıysa demek ki artık gerçek ortaya çıkabilecek kadar zaman geçmiş.”

Mektubu bitirdiğimde gözyaşlarımı tutamadım.

“Ama…” dedim, “Zeynep nerede?”

Defne sessizce ikinci havluyu açtı.

İçinden eski bir gazete kupürü çıktı.

Başlıkta şu yazıyordu:

“Yıllardır çocuk kaçakçılığı dosyasını araştıran gazeteci trafik kazasında hayatını kaybetti.”

Fotoğraftaki kadın Zeynep’ti.

Elif derin bir nefes aldı.

“Annemiz yıllarca bizi uzaktan izlemiş.”

Ne dediğini anlayamadım.

“Bunu nereden biliyorsunuz?”

Defne çantasından küçük bir kutu çıkardı.

Kutunun içinde onlarca fotoğraf vardı.

Ben, Elif ve Defne…

Okulun ilk günü.

Doğum günü kutlamaları.

Parkta birlikte oynadığımız anlar.

Hepsi uzaktan çekilmişti.

Hiçbirinden haberim olmamıştı.

Fotoğrafların arkasında kısa notlar vardı devamı sonraki syfada….
Reklamlar