On dört yıldır kayıptı;

On dört yıldır kayıptı; erkek kardeşi, kız kardeşine ait çamaşırı büyükbabasının yatağının altına gizlenmiş halde buldu. Polis yirmi dakikadan kısa bir sürede geldi ama Gökhan için bu süre bir sonsuzluk gibiydi. Kimse o giysiye tekrar dokunmadı. Rutubet, naftalin ve eski ilaç kokan evin ana yatak odasındaki şifonyerin üzerinde, sessiz bir kanıt gibi öylece duruyordu. Amcası Mert huzursuzca bir ileri bir geri yürüyor, yumruklarını sıkıyordu. Gökhan’ın annesi Leyla henüz aranmamıştı; bunun sebebi merhamet mi yoksa korku mu, kimse bilmiyordu. Bir anneye, yıllardır kayıp olan kızının kıyafetinin, kendi babasının yatağının altına gizlenmiş halde bulunduğunu nasıl söylerdiniz? Polisler içeri adım attığında evin havası anında değişti. Artık orası bir yas evi değil, bir suç mahalliydi. Başkomiser Rana Tokuz, giysiye dokunmadan inceledi ve sonra Gökhan’a baktı. “Bunun kız kardeşine ait olduğundan emin misin?” Gökhan yutkundu. “Evet. Annem o papatyaları işlemeyi ona öğretmişti. Melis eşyalarına hep bunları işlerdi… Kaybolduğunda on beş yaşındaydı.” Rana Başkomiser başıyla onayladı ve hızla emirlerini verdi: fotoğraflar çekilsin, eldivenler takılsın, delil torbaları hazırlansın ve tüm ev didik didik aransın. Leyla yarım saat sonra geldi; henüz nedenini bilmese de sarsılmış bir hali vardıMert durumu açıklamaya çalıştığında, Gökhan annesinin yüzündeki kanın çekilişini izledi. Merdivenleri, sanki her basamak bir öncekinden daha ağırmış gibi yavaşça çıktı. Sonra o pembe kumaşı ve nakışları gördü; zaman durmuş gibiydi. Çığlık atmadı. O sessizlik, çığlıktan çok daha kötüydü. Yaklaştı, eli titriyordu; parmaklarını kumaşın üzerindeki havaya dokundurmaya bile cesaret edemiyordu. “Bu Melis’in,” diye fısıldadı. “Bunu onunla beraber yapmıştı devamı so'nraki sayfada..

Fotoğrafa dokunarak ilerleyin devamı sonraki sayfada...Gökhan gözlerini kapattı. On dört yıllık yokluk, boş sandalyeler, cevapsız sorular… Hepsi bir anda gün yüzüne çıkmıştı. Arama gece geç saatlere kadar sürdü. Oda dışarıdan bakıldığında sıradan görünüyordu; duvarda bir saat, ağır mobilyalar… Ama artık hiçbir şey normal hissettirmiyordu. Her şeyin üzerine bir sır perdesi çökmüştü. Gece saat 23:00 sularında başka bir şey buldular. Duvarların arkasına gizlenmiş değil, dolaptaki bir yastık kılıfının içine tıkıştırılmış, 1989 tarihli yıpranmış bir defter. Rana Başkomiser, herkes mutfakta beklerken defterin sayfalarını çevirdi. Yüz ifadesi değişti; bu bir şaşkınlık değil, çok daha karanlık bir histi. “Kimse evden ayrılmasın,” dedi. “Müştemilatı açmak için arama iznine ihtiyacım var.” “Müştemilat mı?” diye sordu Mert. “Defterde oradan bahsediliyor. Ve… Melis’ten.” Leyla boğazından kopan kesik bir ses çıkardı. Gökhan’ın midesine bir yumruk oturmuştu. Saat gece 01:00’de polisler bahçedeydi. Bir zamanlar sıradan olan, alet edevatla dolu o müştemilat aniden farklı hissettirmeye başladı. Kilit hızla kırıldı. İçeride her şey normal görünüyordu… ta ki üst üste yığılmış tahtaların altında gizli bir kapak bulana kadar. Rana diz çöktü. “Açın şunu.” Dar bir merdiven aşağı doğru iniyordu. Leyla o kadar şiddetli titremeye başladı ki Mert onu tutmak zorunda kaldı.
Reklamlar