Ben de bundan memnundum.
Çünkü Arda'nın uzun zamandır içine kapandığını biliyordum.
Fakat zaman geçtikçe Baran'ın bana karşı gösterdiği ilgide tuhaf bir şey fark etmeye başladım.
Bazen beni uzun uzun süzüyor, sonra sanki yakalanmış gibi gözlerini kaçırıyordu.
Bir gün mutfakta yalnız kaldığımızda bana, "Siz Arda'nın her şeyini biliyor musunuz?" diye sordu.
Elimdeki bardağı tezgâha bıraktım.
"Bir anne oğlunun her şeyini bildiğini sanır. Ama bazen yanılır."
Baran'ın yüzündeki gülümseme kayboldu.
"Ben de zaten bunu söylemeye çalışıyorum."
Ne demek istediğini sormama fırsat vermeden Arda içeri girdi. Baran bir anda sustu.O geceden sonra içimde bir huzursuzluk başladı.
Arda'ya sordum.
"Baran senden bir şey saklıyor mu?"
Yüzü değişti.
"Anne, neden böyle bir şey soruyorsun?"
"Çünkü bugün bana garip bir soru sordu."
Arda bir süre sessiz kaldı.
Sonra, "Onu yanlış anlamışsındır," dedi.
Ama gözlerindeki korkuyu görmüştüm.
Ertesi hafta Arda ve Baran yine eve geldi.
Gece yarısına doğru odama çekildim. Tam uyuyacakken salondan yüksek sesler duydum. Kapıyı açtığımda Arda'nın öfkeyle konuştuğunu işittim.
"Buraya bir daha gelmeyeceksin!"
Baran cevap verdi:
"Artık çok geç."
Bir anda sessizlik oldu.
Kapımın önünde durup dinledim.
Sonra Arda'nın sesi geldi.
"Annem hiçbir şey öğrenmeyecek."
Kalbim hızla çarpmaya başladı.
Sabaha kadar uyuyamadım.
Ertesi gün Baran tek başına geldi.
Kapıyı açtığımda elinde eski bir zarf vardı...
Fotoğrafla ilerleyin detaylar diger sayfda...