“Az önce iki genç koşarak geçti,” dedi. “Biri çantaya çarptı. Fermuar açıktı. Sonra da şu tezgâhın arkasına bir şey attı. Parlak kahverengiyi fark ettim.”
Kadın utançla başını eğdi. “Ben… Özür dilerim,” dedi zorla.
Adam omuz silkti. “Alışkınım,” diye mırıldandı.
İnsanlar yavaş yavaş dağıldı. O an, içimde bir şey netleşti. Bu adam sıradan biri değildi. Gözlem yeteneği, sakinliği… Hayat onu sokaklara itmişti belki ama aklını ve onurunu elinden alamamıştı.
“Bir çay içelim mi?” dedim.
Tereddüt etti. Sonra başıyla hafifçe onayladı. Pazarın çıkışındaki küçük kahvehaneye geçtik. Çaylarımız geldiğinde ellerinin titrediğini fark ettim; soğuktan mı, yorgunluktan mı bilinmez.
Adının Kemal olduğunu söyledi. Yıllarca muhasebecilik yapmış. Küçük bir şirketi varmış. Ortağının yaptığı bir yolsuzluk tüm faturayı ona kesmiş. Davalar, borçlar, hacizler… Karısı dayanamayarak gitmiş. Evi kaybetmiş. “Bir noktadan sonra insan mücadele etmeyi bırakmıyor,” dedi, “ama hayat seni ringin dışına itiyor.”
“Peki şimdi?” diye sordum.
“Şimdi mi?” Gülümsedi. “Şimdi gözlemliyorum. İnsanları. Hayatı. Kim neyi kaybediyor, kim neyi fark etmiyor…”
O sırada kahvehanenin önünden az önceki iki genç hızlı adımlarla geçti. Kemal’in bakışları anında değişti. Çay bardağını masaya bıraktı.
“Onlar,” dedi.
Hiç düşünmeden kalktık. Gençler ara sokağa sapmıştı. Kemal hızlandı; yaşına rağmen şaşırtıcı derecede atikti. Sokağın köşesinde gençlerden biri cebinden bir şey çıkarıp diğerine gösteriyordu. Kemal yüksek sesle, “Polis geliyor!” diye bağırdı.
Gençler panikle dağıldı. Biri elindeki küçük siyah çantayı yere düşürüp kaçtı. Kemal çantayı aldı. İçinden birkaç cüzdan ve telefon çıktı.
“Demek tek kurban o kadın değilmiş,” dedim.
Kemal başını salladı. “Pazar kapanırken en kolay zaman.”
Polisi gerçekten aradık. Kısa sürede geldiler. Gençlerden biri birkaç sokak ötede yakalandı. Çantadaki eşyalar tutanakla alındı. Polis memuru Kemal’e bakıp, “İyi iş çıkardın amca,” dedi.
Kemal’in gözlerinde o an uzun zamandır görmediği bir parıltı vardı.
O gece vedalaşırken ona kartımı verdim. Çalıştığım yerde muhasebe bölümünde bir açık vardı. “Yarın gel,” dedim. “En azından bir görüş.”
Ertesi gün geldi. Temizlenmiş, sakallarını kısaltmıştı. Gözleri hâlâ yorgundu ama bu kez içinde umut vardı.
Aylar sonra aynı mahalle pazarından geçerken onu tekrar gördüm. Bu kez çöplerin arasında değil, bir tezgahta alışveriş yapıyordu. Üzerinde sade ama temiz bir gömlek vardı. Beni görünce gülümsedi.
“İnsan bazen tek bir akşamda yeniden başlar,” dedi.
O küçük mahalle pazarında fark ettiğim şey yalnızca bir evsiz adam değildi. Toplumun görmezden geldiği bir değeri, bir onuru ve en önemlisi, ikinci bir şansıydı.
Ve o akşam anladım: Bazı insanlar yere düşmez, sadece bir süreliğine gözden kaybolur. Onları yeniden görmek ise bazen tek bir bakışa bağlıdır.