Küçük bir kız, gece yarısına doğru acil hattı aradı

Polisler kasabanın kenarındaki küçük ahşap eve ulaştığında manzara sarsıcıydı. Sofya, çıplak ayakla soğuk toprağın üzerinde oturuyordu; göğsüne eski bir peluş oyuncağı sıkıca bastırmıştı. Gözleri kıpkırmızıydı, yüzü solgundu… ama ağlamıyordu. Bu doğal olmayan sakinlik, polislerin huzursuz bakışlarla birbirine bakmasına neden oldu.

Ön kapıya yaklaştıklarında koku anında çarptı. Gaz… Keskin ve tartışmasız bir şekilde hissediliyordu. Havada hafif, metalik bir koku da vardı. Komiser Murat, hiç tereddüt etmeden telsizle itfaiyeyi çağırdı.

Küçük kız sessizce, birkaç gün önce annesinin kombiden garip sesler geldiğinden şikâyet ettiğini söyledi. Ancak kimse bunu ciddiye almamış, bir teknisyen çağrılmamıştı.


Koruyucu maskelerini takan polisler eve girdi. İçeride gördükleri, beklediklerinden de kötüydü.

Sofya’nın anne ve babası yatakta yan yana uzanıyordu. Herhangi bir boğuşma izi yoktu. Görünür bir yara da yoktu. Sadece hareketsiz bedenler… Nefesleri çok zayıftı. Oda gazla doluydu. Duvara asılı gaz dedektörü sessizdi; pilleri aylar önce çıkarılmıştı.

Hemen dışarı çıkarıldılar. Dakikalar içinde ambulans geldi; siren sesi gecenin sessizliğini yardı. Bahçeden Sofya, sağlık ekipleri telaşla çalışırken annesine doğru uzandı.

— Uyanacaklar mı? — diye fısıldadı.
— Elimizden gelen her şeyi yapıyoruz, — dedi hemşire yumuşak bir sesle.

Ama polislerin içini kemiren bir şey vardı.
Reklamlar