Bir mahallede yaşamak, yalnızca fiziksel bir komşuluk ilişkisi değil, aynı zamanda hayatın içindeki çeşitli dinamiklerin sahneye konduğu bir tiyatrodur. Özellikle yaşlılar, toplumun en değerli hazineleri olarak, deneyim ve bilgileriyle genç nesillere ışık tutarlar. 65 yaşındaki annemin komşusu, ona çocuk bakıcılığı yapması için bir teklifte bulunmadığı gibi, onu evde oturmakla yargılayarak bu fırsatı da elinden aldı. O an, evin içindeki sessizlikte bir şeylerin eksik olduğunu hissettim; toplumsal algı ve değerlerin nasıl bu kadar çarpık bir şekilde işleyebileceğini düşündüm. Bir kişinin yaşamına dair damgalamalar, görünmeyen zincirler gibi, onun potansiyelini kısıtlayabilir. Komşunun cümlesi, basit bir yargının ötesinde, birçok yaşlının yaşadığı benzer durumları su yüzüne çıkardı. Onların varlığı, birer bakıcı ya da öğretmen olmanın çok ötesinde, hayatın anlamını paylaşan birer rehber niteliğindedir.