Belgenin açıklama kısmında, “Eşim hayatı boyunca benim yükümü taşıdı. Bir gün benim için daha fazlasını yapamayacak hale gelirse, onun kendisini suçlamasına izin vermeyin,” yazıyordu.Demek ki Rauf, benim bugün geldiğim noktayı yıllar önce düşünmüştü.Ama mektup hâlâ bitmemişti.
Üst kısmında bir avukatlık bürosunun adı, tarih ve Rauf’un imzası vardı. Ama beni asıl sarsan, aşağıdaki bölümde benim adımın yanında yazanlardı. Belge, Rauf’un bakım ihtiyacı artarsa kullanılmak üzere yıllar önce hazırladığı bir mal varlığı ve bakım planına aitti. Evimizin, birikimlerimizin ve emeklilik hesabının nasıl düzenleneceğini ayrıntılarıyla yazmıştı.Fakat son sayfaya geldiğimde nefesim kesildi.Rauf, benim hiçbir zaman kullanmamı istemediğim bir miktar parayı benim adıma ayırmıştı.Belgenin açıklama kısmında, “Eşim hayatı boyunca benim yükümü taşıdı. Bir gün benim için daha fazlasını yapamayacak hale gelirse, onun kendisini suçlamasına izin vermeyin,” yazıyordu.Demek ki Rauf, benim bugün geldiğim noktayı yıllar önce düşünmüştü.Ama mektup hâlâ bitmemişti.Sayfaları çevirdikçe yazdıkları daha da kişisel hale geliyordu. Evliliğimizin ilk yıllarından, Nehir’in doğduğu günden ve benim onunla geçirdiğim zor zamanlardan söz etmişti. Her satırda benim hatırlamadığım küçük ayrıntıları bile hatırladığını görüyordum. Bir keresinde maaşımızın yetmediği bir ayda kendi istediği bir şeyi almaktan vazgeçtiğimi bile yazmıştı.Son sayfaya geldiğimde ise cümleler beni olduğum yerde dondurdu.Sen beni bırakmaktan korkacaksın,” diye yazmıştı. “Ama seni asıl bırakmaktan korkan benim.”Mektubu okurken gözyaşlarım kâğıdın üzerine düşüyordu.Tam o sırada yatağın tarafından bir ses geldi.Aysel…”
Başımı kaldırdım.
Rauf uyanmıştı.
Elimdeki mektuba baktı.
Sonra yüzüme.
Bir süre hiçbir şey söylemedi.
Sadece beni izledi.
“Buldun, değil mi?” dedi sonunda.
Sesim titredi.
“Ne zamandır bunu biliyordun?”
Rauf gözlerini kapattı.
“Senin bana kızacağın günden beri.”
Yanına oturdum.“Bana neden hiç söylemedin?”
Uzun süre sustu.
Sonra güçlükle doğrulup yatağın başına yaslandı.
“Çünkü bir gün bana bakamayacağından korkmadım,” dedi. “Bir gün kendine bakamayacağından korktum.”
Ne diyeceğimi bilemedim.
“Ben seni huzurevine göndermiyorum,” diye fısıldadım. “Seni terk etmiyorum.”Rauf gözlerimin içine baktı.
“Biliyorum.”
İlk kez onun sesinde yıllardır duymadığım bir huzur vardı.
O gece uzun süre konuştuk. Bana, hastalığının ilerleyebileceğini öğrendiği dönemden söz etti. Doktorların yıllar önce ona bazı ihtimallerden bahsettiğini, kendisinin ise durumu benden sakladığını anlattı. Beni korkutmak istememişti. Özellikle de emekliliğimizi, Nehir’in geleceğini ve birlikte kurduğumuz hayatı bir anda hastalık kelimesinin etrafında yaşamaya başlamamızı istememişti.