Kocam Sırlarıyla Kapı Komşum Oldu!

Benim adım Selma. Kocam Ferhat trafik kazasında öldüğünde sekiz aylık hamileydim. Korkunç bir kazaydı. Ferhat arabanın kontrolünü kaybedip şarampole yuvarlanmıştı. Yaşadığım şok ve stres yüzünden karnımdaki bebeğimizi de kaybettim. Onu, doğmamış çocuğumuzun yanına kapalı bir tabutla gömdüklerinde, bütün hayatım başıma yıkılmış gibiydi. Tek bir günde evim, ailem, tüm geleceğim yok olmuştu. Yeniden yaşamaya başlamam, nefes almayı yeniden öğrenmem tam üç yılımı aldı. Yeni bir şehre taşındım, yeni bir iş buldum ve geçmişin o karanlık gölgelerine bir daha dönüp bakmamaya yemin ettim.

Ta ki bu pazara kadar... Binanın girişinden eşya taşıma sesleri duyduğumda sıradan bir gün olduğunu sanıyordum. Camdan baktığımda genç bir ailenin taşındığını gördüm: Bir adam, bir kadın ve küçük bir kız çocuğu. Adam pencereye doğru başını kaldırdığında kanım dondu. Tıpatıp Ferhat'a benziyordu! Aynı saç kesimi, aynı gözler, aynı duruş... Kendime engel olamayıp kapımı açtım ve yan daireme taşınan bu aileyle yüzleştim. Ferhat'ın öldüğünü biliyordum ama karşımda onun canlı bir kopyası duruyordu. Kızının adının benimle aynı olduğunu duymam ve en kötüsü, kucağına uzandığı sırada elindeki o eksik iki parmağı görmemle zihnimdeki tüm duvarlar paramparça oldu. Ferhat'ın çocukluk yarasının aynısıydı.

"FERHAT... GERÇEKTEN SEN MİSİN?!" diyerek gözyaşlarına boğulduğum o an, bana acı dolu gözlerle baktı. Ve sonrasında bana söylediği o sözle az kalsın olduğum yere yığılıp bayılacaktım!

"Sessiz ol, yalvarırım sessiz ol Selma! Benim, evet benim... Ama lütfen içeri geç, sana her şeyi anlatacağım."

Nefesim boğazımda düğümlendi. Karşımda duran adam, üç yıl önce kendi ellerimle toprağa verdiğim, yasından kahrolduğum kocamın ta kendisiydi! Yanındaki kadın dehşet içinde, elindeki kolilerle neye uğradığını şaşırmış bir halde bizi izliyordu. Ferhat karısına aceleyle, "Sen içeri gir Cansu, ben halledip geliyorum," deyip beni kolumdan tuttuğu gibi kendi evimin içine soktu ve kapıyı hızla kapattı.

"Nasıl?" diye kekeledim, bacaklarım titriyordu. Destek almak için sırtımı duvara yasladım. "Sen öldün... Biz o kapalı tabutu gömdük! Benim karnımdaki bebeğim, bizim evladımız senin ölümünün acısına dayanamadığım için karnımda öldü! Bu kadın kim? O küçük çocuk kim?!"

Ferhat suçlulukla başını öne eğdi. "O kadın Cansu. Ve o küçük kız... Benim öz kızım."

Beynimden vurulmuşa döndüm. Kız çocuğu en az üç yaşlarında görünüyordu. Bu, Ferhat'ın o kaza olmadan çok daha önce, benimle evliyken beni aldattığı ve başka bir kadından çocuğu olduğu anlamına geliyordu!

"Kazadan aylar önce büyük bir tefeci çetesine bulaşmıştım," diye fısıldadı Ferhat, sesi bir yabancı kadar soğuk ve acımasızdı. "Çok büyük, ödenemeyecek kadar büyük bir borcum vardı. Beni ve sizi öldüreceklerdi. Kazayı bilerek planladım. Arabayı uçuruma sürdüm ama düşmeden hemen önce atladım. Senin ağlayarak toprağa verdiğin o tabutun içi boştu Selma. Herkese öldüğümü düşündürtmek zorundaydım. Cansu o zamanlar hamileydi, beni zengin bir iş adamı sanıyordu. Onunla başka bir şehre kaçtım. Kızımıza senin adını verdim... Çünkü senin ne kadar güçlü olduğunu biliyordum, bensiz hayatta kalabileceğini, bir şekilde toparlanacağını biliyordum. Ama şimdi izimi buldular, tekrar kaçmak zorunda kaldık ve şans eseri koca şehirde senin olduğun bu binaya düştük. devamı sonraki sayfada..."
Reklamlar