Ama kalbimdeki o kapı sonsuza dek kapanmıştı. Murat iyileştiğinde ne o lüks spor arabası vardı, ne de "yaşama sevinci" dediği Aylin. İşini kaybetti, itibarını kaybetti ve en önemlisi ailesinin güvenini kaybetti. Bir akşamüstü, bastonuna dayanarak eve gelip helallik istediğinde ona sadece şunu söyledim: “Sen bana ‘kendini saldın’ dediğinde, ben aslında senin ve çocuklarımızın hayatını ayakta tutuyordum. Sen ise bir heves uğruna ruhunu saldın, insanlığını bıraktın. Şimdi o çok sevdiğin aynalara bak ve orada kimi görüyorsan ondan helallik iste.” Hayat, insana ektiğini en beklemediği anda biçtiriyordu. Ben beş çocuğumla beraber, eksik ama başı dik bir şekilde yoluma devam ettim. Murat ise, bir "spor hocası" için yıktığı o yuvanın enkazı altında, kendi vicdanının mahkûmu olarak kaldı. İlahi adalet, bazen bir kaza, bazen de bir terk ediliş şeklinde gelir; ama her zaman tam vaktinde kapıyı çalar.