Kocam alnımdan öptü

Ona inandım, çünkü tüm hayatımı ona inanmak üzerine inşa etmiştim.

İstanbul’daki Vatan Hastanesi’nde travma cerrahıydım. Günlerim alarmlar, düşen tansiyonlar, saniyelik kararlar ve plastik sandalyelerde mucize bekleyen ailelerle geçiyordu. Kerem tıbbi lojistik alanında çalışıyordu; işi gereği dağarcığı konferanslar, tedarikçiler ve gecelik seyahatlerle doluydu. Arkadaşlarımızın hayranlık duyduğu o çiftlerdendik: Henüz çocuğumuz yoktu ama restore edilmiş bir köşkümüz, ortak birikim hesaplarımız, bireysel emeklilik fonlarımız ve Sapanca’da yavaş yavaş ödemesini yaptığımız bir göl evimiz vardı. Rutinlerimiz vardı. Pazar alışverişleri. Her yıl aynı et lokantasında yenen yıldönümü yemekleri. Buzdolabı üzerindeki notlar. Ortak bir takvim. Ortak vergiler. Ortak her şey.

O öğleden sonra, otoyol kazasında yaralanan bir gencin altı saatlik acil ameliyatından yeni çıkmıştım. Sırtım ağrıyor, ellerime kramplar giriyordu. Nihayet ameliyathaneden çıktığımda eldivenlerimi ve maskemi fırlatıp attım; bir sonraki vakaya geçmeden önce otomat bulmak için kadın doğum koridoruna yöneldim. Bebek odasının pencerelerinin önünden geçerken, kendi nabzımdan daha iyi bildiğim bir gülüş duydum.


Kerem. Arkama döndüm.

Lohusa odalarından birinin yanında, sadece birkaç saat önce evden çıkarken giydiği kömür grisi kabanıyla duruyordu. Fransa yoktu. Havalimanı yoktu. İş gezisi yoktu. Kucağında, pembe çizgili hastane battaniyesine sarılmış bir bebek vardı. Yüzünde —kocamın yüzünde— benim kazanmak için yıllarımı verdiğim o şefkatli ifade vardı. Başını eğdi ve yatakta bitkin ama gülümseyerek yatan kadına, “Gözleri tıpkı sen,” diye fısıldadı. Kadın, Kerem’in eline sanki üzerinde her türlü hakkı varmış gibi uzandı.

O tek bir saniye içinde, evliliğimin tüm mimarisi yerle bir oldu. Gece yarısı gelen “müşteri aramaları”, iptal edilen hafta sonları, yurt dışı gezileri için olduğunu söylediği ikinci telefon, muhasebe hatalarına bağladığı otel masrafları… Eksik olan her parça sertçe yerine oturdu.

Çığlık atmadım. Ağlamadım. Koridorun karanlığına geri çekildim, telefonumu çıkardım, banka uygulamalarımızı açtım ve yasal olarak aktarabileceğim her kuruşu taşımaya başladım.

O hastane odasının kapısının ardında Kerem, kızıyla tanışıyordu. Dışarıdaki koridorda ise, geri kalan her şeyini kaybetmek üzereydi.
Reklamlar