Kıza doğru koşarken içimi büyük bir acıma duygusu kaplamıştı. Ancak tam yanına eğilmek üzereyken, saniyelik bir dikkatle kızın bembeyaz karın üzerinde hiç titremediğini ve nefes alışının bir baygın için fazla kontrollü olduğunu fark ettim. O an, beynimde bir tehlike çanı çaldı. Bakışlarımı çevredeki karanlık ağaçlık alana kaydırdığımda, çalılıkların arasında bir karaltının, iri yarı bir erkek siluetinin hareketsizce beni izlediğini gördüm. O an, yardım etmek istediğim bu masum görüntünün aslında ölümcül bir tuzak olduğunu anladım.
Bu, suç şebekelerinin “yem” kullanarak uyguladığı korkunç bir yöntemdi. Savunmasız görünen birini yol kenarına bırakıyorlar, duran sürücü araçtan inip kurbanla ilgilenmeye başladığında ise saklanan suç ortakları arkadan saldırıyordu. Hedef sadece arabayı çalmak değil, sürücüyü etkisiz hale getirip belki de hayatına son vermekti. O saniyede, hayatımın en hızlı kararını verdim; kızı bırakıp tüm gücümle arabama doğru koşmaya başladım. Arkamdan gelen kar üzerindeki hızlı ayak seslerini duyabiliyordum. Kendimi şoför koltuğuna atıp kapıları kilitlediğimde, az önce yerde baygın taklidi yapan kızın ayağa kalktığını ve yanındaki adamla birlikte arabama doğru hamle yaptığını gördüm. Titreyen ellerimle vitesi geriye takıp gaza sonuna kadar bastım. Dikiz aynasından baktığımda, karın içinde kalan o iki gölge yavaş yavaş karanlığa gömüldü. Kalbim yerinden çıkacak gibi atıyordu; bir insanın en saf yardım etme içgüdüsünün nasıl bir felakete dönüşebileceğine bizzat tanık olmuştum.
Güvenli bir yere ulaştığımda hemen polisi arayıp konumu bildirdim. O gece, sadece bir hayat kurtarmaya çalışırken kendi hayatımı nasıl mucize eseri koruduğumu düşündüm. Artık biliyorum ki; ıssız bir yolda gördüğünüz en acıklı manzara bile karanlık bir niyetin maskesi olabilir. İyilik yapmak bazen sadece profesyonel yardım çağırmayı, ama her şeyden önce güvenli mesafede kalmayı gerektiriyor. O gece aldığım bu ders, hayatım boyunca unutamayacağım en soğuk ve en gerçek tecrübe oldu.