Kayınvalidem ve kayınpederim,

Babam sözlerine devam etti:

“Bugün burada bulunmamın bazılarını rahatsız ettiğini öğrendim. Mesleğim yüzünden… kıyafetim yüzünden… kim olduğum yüzünden.”

Bir an durdu, salona baktı.

“Şunu bilmenizi isterim ki, ben kimseyi rahatsız etmek için burada değilim. Ben sadece kızımın en mutlu gününde yanında olmak için buradayım.”

Sonra beklenmedik bir şey yaptı.

Ceketinin iç cebinden sararmış bir zarf çıkardı.

“Bu zarfı yıllardır saklıyorum,” dedi.
“Belki bir gün lazım olur diye.”

Herkes merakla bakıyordu. Emre bana döndü, fısıldadı:
“Baban ne yapıyor?”

Ben de bilmiyordum.

Babam zarfı açtı ve içinden birkaç belge çıkardı.

“Bazılarınız beni sadece çöp toplayıcısı olarak tanıyor olabilir. Ama bilmediğiniz bir şey var.”

Emre’nin annesi yerinde kıpırdandı.

“Yıllar önce çalıştığım belediyede, çöpte bulduğum bir çanta vardı. İçinde yüklü miktarda para ve bazı evraklar bulunuyordu. O dönem paraya çok ihtiyacım vardı. Ama o parayı almadım.”

Salondan şaşkın bir “ooo” sesi yükseldi.

“Çantayı sahibine teslim ettim. O kişi bir iş insanıydı. Bugün burada bulunan bazı ortaklarla bağlantısı olduğunu da sonradan öğrendim.”

Babam belgeleri biraz yukarı kaldırdı.

“O gün bana teşekkür etmek için bir ödül vermek istedi. Kabul etmedim. Ama ısrar etti. Bu belgeler… o kişinin bana verdiği, yıllar sonra istersem kullanabileceğim bir hakka ait.”

Emre’nin babasının yüzü kül gibi olmuştu. Annesi nefesini tutmuş gibiydi.

Babam sakince konuştu:

“O kişi, kızım üniversiteye gittiğinde bu hakkı kullanmamı önerdi. Kızımın geleceği için… Ama ben yine bekledim. Çünkü kızımın kendi ayakları üzerinde durmasını istedim.”

Sonra bana baktı.

“Bugün ise bu hakkı kullanmamın tek bir sebebi var.”

Salonda çıt çıkmıyordu.

“Kızımın değerinin, bir meslekle ölçülemeyeceğini göstermek.”

Babam belgeleri Emre’nin babasına doğru çevirdi.

“Bu evraklar sayesinde, yıllardır ortağı olduğunuz o mağaza zincirine ciddi bir yatırım yapılmıştı. Ve o yatırımın tek şartı vardı: Şirketin etik değerlere bağlı kalması.”

Emre’nin babası yerinden kalkacak gibi oldu ama sonra tekrar oturdu.

Babam son sözlerini söyledi:

“Ben zengin değilim. Ama onurluyum. Kızım da öyle. Ve bugün burada, onu seven, arkasında duran bir adamla evleniyor.”

Sonra mikrofonu kapattı.

Salon bir saniye boyunca sessiz kaldı. Ardından… alkış koptu.

Öyle sıradan bir alkış değildi bu. Ayakta, uzun süren, içten bir alkıştı.

Gözlerimden yaşlar süzülüyordu. Emre elimi tuttu, gözleri doluydu.

Emre’nin annesi ve babası yavaşça yanımıza geldi. İlk kez gözlerime baktılar.

Annesi titrek bir sesle konuştu:

“Biz… yanılmışız.”

Babam gülümsedi.
“Önemli olan bunu fark etmek,” dedi.

O gün düğünümde sadece evlenmedim.
Babam, yıllardır taşıdığı sessiz onurunu herkesin önünde dimdik gösterdi.

Ve ben bir kez daha anladım:
Gerçek zenginlik, insanın başını yastığa koyduğunda vicdanının rahat olmasıdır.
Reklamlar