Bu taraf tutmak değil. Yanlış olanı söylemek.”
Bu cümleden sonra ailede kimse konuşmadı.
Derken Levent’in kız kardeşi Melis öne çıktı.
“Anne,” dedi, “aslında herkes senin ne yaptığını biliyor. Sadece bugüne kadar kimse karşı çıkmadı.”
Neriman’ın yüzündeki öfke bir anda çözüldü.
“Ben sadece şaka yapıyordum.”
Ben başımı salladım.
“Şaka, karşıdaki kişi de güldüğünde şakadır.”
Bu sözden sonra kimse cevap veremedi.
O gece aile fotoğrafı çekilmedi.
Herkes sessizce eve döndü.
Ben ise bebeğimizi kucağıma alıp sahile indim. Güneş yavaş yavaş denizin arkasına doğru inerken oğlumun minik ellerini tuttum.
Levent yanıma geldi.
Bir süre hiçbir şey söylemeden yanımda oturdu.
Sonunda,
“Özür dilerim,” dedi.
“Annemin söylediklerinden değil sadece… Ben sustuğum için de özür dilerim.”
Ona baktım.Biliyor musun, en çok onun sözleri değil, senin sessizliğin acıttı.”
Levent gözlerini denize çevirdi.
“Bir daha susmayacağım.”
Bu sözün kolayca söylenebileceğini biliyordum. Asıl önemli olan, bundan sonra davranışlarının değişip değişmeyeceğiydi.
Ertesi sabah Neriman yanıma geldi.
Elinde telefon vardı.
Bir süre konuşamadı.
Sonra,
“Özür dilemem gerektiğini biliyorum,” dedi.
Ben hiçbir şey söylemeden onu dinledim.
“Bazen insan başkasını küçümseyerek kendisini daha değerli hissediyor. Ben bunu yaptım. Sana da yaptım.”
İlk kez gözlerinde öfke değil, utanç gördüm.
“Beni affetmeni beklemiyorum,” diye ekledi. “Ama yaptığım şeyin yanlış olduğunu kabul ediyorum.”
O an ona sarılmadım.
Her şeyi bir anda unutmadım.
Çünkü bazı yaralar bir özürle hemen kapanmaz.
Ama başımı salladım.
“Özür dilemen önemli. Bundan sonra bunu davranışlarınla göstermen daha önemli.”
Neriman başını eğdi.
Aradan aylar geçti.
O tatilden sonra hayatımızda birçok şey değişti. Levent annesiyle arasına sağlıklı bir sınır koymayı öğrendi. Ben de başkalarının sözleri yüzünden kendimi küçültmemeyi öğrendim.Bir yıl sonra aynı sahile yeniden gittik.
Oğlumuz artık yürüyebiliyordu.
Plaja çıktığımızda üzerimde sevdiğim bir mayo vardı. Bedenimi saklamaya çalışmıyordum.
Neriman da yanımızdaydı.
Fotoğraf çekileceğimiz sırada bana baktı ve gülümsedi.
“Hazır mısın?” diye sordu.
“Hazırım,” dedim.
Fotoğraf çekildi.
O görüntüde kusursuz insanlar yoktu.
Sadece hayatın içinden bir aile vardı.
Ben, eskisinden farklı bedenimle ama eskisinden daha güçlü bir kadın olarak duruyordum.
Çünkü o tatilde öğrendiğim en önemli şey şuydu:
İnsanların seni nasıl gördüğü, senin değerini belirlemez. Bazen kendine verebileceğin en büyük hediye, başkalarının seni küçültmesine izin vermemektir.
Ve o gün gün batımına bakarken, aylar önce Neriman’ın söylediği o cümleyi hatırladım:
“Plaja gitmek için fazla yemişsin.”
Artık o söz canımı acıtmıyordu.
Çünkü aynaya baktığımda gördüğüm kadının, başkalarının alaylarından çok daha fazlası olduğunu biliyordum.
O kadın bir anneydi.
Bir eşti.
Ve en önemlisi, sonunda kendisinin tarafında olmayı öğrenmişti.