Kayınpederim

Ben sofrayı her zamanki gibi özenle hazırladım. Beyaz örtüyü sererken ellerim titriyordu ama korkudan değil, yaklaşan hesaplaşmanın ağırlığındandı. Derya ile İrem'i odalarına götürdüm.

"Ne olursa olsun odanızdan çıkmayın," dedim. "Annenize güvenin."

İkisi de sessizce başını salladı. Babalarını yeni kaybetmiş iki küçük çocuğun gözlerinde olması gereken çocukça neşe yerine, zamansız büyümüş insanların hüznü vardı.

Akşam tam yedide kapı çaldı.

Kayınpederim içeri girerken yanında ellili yaşlarında, takım elbiseli bir adam vardı.

"Bu da Kemal," dedi alaycı bir tebessümle. "Artık birbirinizi tanımanızın zamanı geldi."

Kemal bana rahatsız edici bir gülümsemeyle elini uzattı.

"Başınız sağ olsun."

Elini sıkmadım.

Sessizce masaya oturduk. Yemek boyunca kayınpederim sanki hiçbir şey olmamış gibi konuştu. Gelecek planlarından, evden, çocukların okulundan söz etti. Sonunda çatalını bıraktı.

"Evet," dedi. "Kararın nedir?"

Ben de peçetemi usulca masaya bıraktım.

"Kararımı vermeden önce size göstermek istediğim bir şey var."

Salondaki dolaptan eşimin bana emanet ettiği siyah dosyayı getirdim.

Kayınpederimin yüzündeki rahat ifade ilk kez değişti.

"Bu da ne?"

"Eşimin bana bıraktığı emanet."

Dosyayı açıp ilk belgeyi masaya koydum.

"Tanıyor musunuz?"

Belgeyi eline aldı. Birkaç saniye sonra yüzü bembeyaz kesildi.

Bu, yıllar önce yapılmış noter onaylı bir satış sözleşmesiydi.

Evin gerçek sahibi eşimdi.

Ancak vergi borçları nedeniyle evi geçici olarak babasının üzerine göstermişlerdi. Aynı sözleşmede borçlar kapandığında tapunun yeniden oğluna devredileceği açıkça yazıyordu.

Borç ise tam üç yıl önce kapanmıştı.

Ama devir hiçbir zaman yapılmamıştı.

Kayınpederim belgeyi hızla masaya bıraktı.

"Bunun hükmü yok."

"Hemen karar vermeyin."

Dosyadan ikinci zarfı çıkardım.

Bu kez bankadan alınmış dekontlar vardı.

Evin kredi taksitlerinin tamamını yıllarca eşim ödemişti.

Son taksiti bile ölümünden iki ay önce yatırmıştı.

Kemal sessizleşmeye başlamıştı.

Kayınpederim ise sinirle ayağa kalktı.
Reklamlar