Karısının sözünü dinledi ve “tasarruf etmek” için annesini köye gönderdi

Karısının kaydedilmesi ve “masrafları küçültülmesi” için annesini köye gönderdi — ta ki evin tapusu bir günün aynısından başka bir isme geçene kadar, aslında ne kaybettiğini o zaman aydınlandı.

Teresa Hanım'ın gençliği boyunca köyde saklanan ne büyük bavulları ne de gereksiz sözleri vardı. Orada sadece bir bez çanta, eskimiş bir çift sandalet ve dörde katlanmış eski bir fotoğraf vardı. Otobüs onu, zamanı unuttuğu değiştiği biri gibi duran Güneydere Köyü'nün meydanında indirdi.





— Burada daha iyi olacaksın anne, — dedi oğlu Murat. — Şehirde her şey pahalı. Köyde hiçbir ihtiyacın yok.

Ama gerçeğin tamamını açıklamamıştı. Bu kararın aslında kendisine ait olmadığını da söylememişti.

Ankara'da Murat, eşi Zeynep ve iki çocuğuyla beyaz duvarlı, otomatik kapılı modern bir evde yaşıyordu. Malikâne değildi ama Zeynep için onun alanında bir yeteneği vardı. Teresa Hanım'ın yavaş ayrılması ve eski aksesuarları saklama alışkanlığı bu plana uymuyordu.

— Onu sevmediğimden değil, — diyordu Zeynep, — ama burada kalması masrafı. İlaçlar, özel yemekler, elektrik… Hem insanların ürünlerinin ihtiyaçları var.

Murat'ın başlarını salıyorlardı. Hep böyleydi: iyi bir adamdı ama karşına çıkacak kadar güçlü değildi.

Köydeki ev eskiydi; Kerpiç duvarlı, kiremit çatılı ve bir zamanlar tavukların, çiçeklerin yetişmesi bir avlusu vardı. Teresa Hanım, rahmetli eşi Mehmet Bey'le burada yaşıyordu. Mehmet Bey tarlada yaşadığı hayatları yaşamıştı. Buradaki onun besinleriydi… ve yalnızlığıydı.

— Sadece bir süreliğine, — diye söz verdi Murat onu bırakırken. — Sık sık gelirim.

Teresa Hanım gülümsedi. Söze inandığı için değil, kaderle tartışmayı öğrenmek için.

Güneydere'de günler ağır akıyordu. Teresa Hanım gün doğmadan kalkıyor, avluyu süpürüyor, eski bir tencerede su ısıtır ve yola bakarak oturuyordu. Eski komşular uğrar, saygıyla selam verirlerdi.

— Teresa geri dönmüş, — derlerdi. — Hayat dönerken dolaşıyor.

Murat söylediği kadar sık ​​başarısız oldu. Önce haftasını aradı, sonra ayda bire düştü. Hep acelesi vardı.

— Her şey yolunda gidiyor anne. Sen merak etme.

Zeynep ise hiç aramadı.

Bir anda evde evrak işleriyle birlikte götürülen Hasan Amca geldi.

— Teresa, tapu dairelerinde seni sordular, — dedi.

— Beni mi? Kim?

— Şehirden bir avukat. Evin bilgilerini soruyordu.

Teresa Hanım ürperdi.

— Hangileri?

— Tapu ini…

O gece Teresa Hanım uyuyamadı. Çekmeceden sararmış, eski imzaları taşıyan belgeler çıkarıldı. O ev, Mehmet Bey'in emeğiyle ve yıllar süren sessiz çalışmasıyla ortaya çıktı. Onun adına kayıtlıydı.

Ertesi sabah modern bir arabanın kapısının önünde durdu. İçinden Zeynep ve takım elbiseli bir adam indi.

— Anne, — dedi Zeynep yapay bir gülümsemeyle, — birkaç evrak işi için geldik. Önemli bir şey değil.

Avukat günlük, yeni belgeler çıkardı.

— Teyze, — dedi resmi bir sesle, — oğlunuz sizi güvenceye almak istiyor. İleride sorun yaşamamanız için tapunun aile adına düzenlenmesi uygun olur.

— Düzenlenmesi mi?

— Evet. Yönetmek, vergileri ödemek, örneğin satmak daha kolay olur.

“Satmak” havada asılı kaldı.

Teresa Hanım kapının arkasında, Murat'a baktı. Murat gözlerini kaçırdı.

— Sen biliyor muydun?

Murat yutkundu.

— Sadece bir işlem annesi. Zeynep en güzeli bu diyor.

O an Teresa Hanımın anlaşması. Bu yardım yoktu. Bu, elinde kalan son şeyi almak demekti.

— İmzan lazım, — dedi Zeynep sabırsızca.

Teresa Hanım kalemi aldı. Elleri korkudan değil, ani bir aradan titriyordu. Yıllarca susmuş, kabul edilmiş, güvenmişti.

Ama o ev sadece bir çatı değildi. Onun hikayesiydi.

— Düşünmem gerek, — dedi sonunda.

— Düşünecek ne var? — dedi Zeynep.

— Benim için var, — dedi Teresa Hanım, kendi bile tanımadığı bir ses tonuyla.

Onlar dışarıda avluya oturdular. Duvarlara, çatlaklara, gökyüzüne bakıldı. Mehmet Bey'in “Burası senin sığınağının olacağı” günlerini hatırlayacak.
Reklamlar