O gece, en mutlu günüm olacaktı. Beyaz gelinliğimi giydim, elime çiçeklerimi aldım, herkesin yüzünde gülücükler, gözlerinde umut vardı. Ama benim içim… içim paramparçaydı. Kalbim sanki biri avucuna almış da sıka sıka eziyordu.
Oturduğum sandalyede ayaklarım titriyordu. Yanımda eşim, elimi tutuyordu ama bana güven verecek o sıcaklık yoktu içinde. Çünkü ben, burada bu kalabalığın önünde bir sırla oturuyordum. Yıllardır içime gömdüğüm, kimseye anlatmadığım o sır, boğazıma düğümlenmişti.
İçimde bir ses “SUS!” diyordu. Ama gözlerimden akan yaşları kimse susturamıyordu. Avucumda tuttuğum beyaz güllerin dikenleri etime battı, canım acıdı, yine de ses çıkarmadım. Çünkü o acı, içimde taşıdığımın yanında hiçti.
Kalabalık başıma üşüşmüştü, yüzlerinde endişe vardı. Bana sorular soruyorlardı ama ben hiçbirini duymuyordum. Yalnızca o kapıya bakıyordum. O kapı birazdan açılacak ve… işte her şey ortaya dökülecekti.
Sonunda dudaklarım titreyerek kıpırdadı:
“Ben size her şeyi söylemek zorundayım…” dedim.Devamını okumak için diğer sayfaya gecebilirisniz..
MHP'li başkandan emekli aylığı itirafı! "Çözemezsek oy alamayacağız bu kadar açık"
Ortaokulda çocukların kullandığı tuvalete kamera konuldu! 'Müdür ve yardımcısının izlediği' iddia edildi!
Seçmen Erdoğan'ı dinlemedi: Yastıkaltı altın, dövizden TL'ye geçiş ve en az üç çocuk çağrıları toplumda karşılık bulmadı