Home
30 Ağustos 2026 ( 0 izlenme )
Reklamlar

İstanbul Barosu’ndan Deniz Göktaş, Tolga Akış ve İmamoğlu açıklaması! “Bu cendereyi aşacağız”


İstanbul Barosu; Ekrem İmamoğlu, Deniz Göktaş ve Tolga Akış kararlarına ilişkin yayımladığı açıklamada, "Haysiyet yargı cenderesiyle yok edilemez" diyerek yargının ifade özgürlüğünü baskılamak için kullanılmasını sert bir dille eleştirdi.


İstanbul Barosu, son günlerde üst üste alınan yargı kararlarına ilişkin sosyal medya hesabından yazılı bir basın açıklaması yayımladı. Açıklamada; Ekrem İmamoğlu’nun "Millet Şahidimdir" adlı kitabının toplatılması, komedyen Deniz Göktaş'ın tahliye edildikten hemen sonra cezaevinden dahi çıkamadan tekrar tutuklanması ve Manifest grubunun menajeri Tolga Akış'ın tutuklanması kararları sert bir dille eleştirildi.

"SÖZDE HUKUKLA SİYASAL SAİKLER UYGULANIYOR"

Açıklamada, yaşanan adli süreçlerin birbirinden bağımsız olmadığı, ceza hukukunun ifade özgürlüğünü sınırlamak ve toplum üzerinde caydırıcı bir etki yaratmak amacıyla kullanıldığı belirtildi. Hukuk kurallarının "sözde hukuk" ve "hukuki görüntü" altında siyasal saiklerle tasfiye edildiğine dikkat çekilerek, uygulanan bu yöntemlerin toplumdaki ayrışmayı derinleştirdiği ve toplumsal barışa telafisi imkânsız zararlar verdiği ifade edildi.

"BU CENDEREYİ HUKUKLA AŞACAĞIZ"

Baro açıklamasında,“Kişi özgürlüğünün kural, tutuklamanın gerçek anlamıyla istisna olduğu; düşüncenin suç deliline, kitabın yasaklı nesneye, mizahın soruşturma konusuna, sanatın suç isnadına dönüştürülmediği; mahkeme kararlarının yeni soruşturmalarla etkisizleştirilmediği bir hukuk düzeni için mücadele etmeye devam edeceğiz. Bu cendereyi hakikatle, hukukla, haysiyetle aşacağız.” ifadelerine yer verdi.

İstanbul Barosu’nun basın açıklamasının tamamı şöyle:

HAYSİYET, YARGI CENDERESİYLE YOK EDİLEMEZ!

Son günlerde art arda yaşananlar, ceza hukukunun ifade özgürlüğünü sınırlamak, eleştirel sesleri susturmak ve toplum üzerinde yaygın bir caydırıcı etki yaratmak amacıyla kullanıldığını bir kez daha göstermektedir.

Ekrem İmamoğlu’nun “Millet Şahidimdir” adlı kitabının basılmış ve basılmakta olan nüshalarına el konulması ile dağıtımının ve satışının yasaklanması, komedyen Deniz Göktaş hakkında verilen tahliye kararının ardından cezaevinden dahi çıkamadan, aynı stand-up gösterisindeki başka sözleri gerekçe gösterilerek yeniden tutuklanması ve genç kadın sanatçılardan oluşan Manifest Grubu’nun kurucusu ve menajeri Tolga Akış’ın tutuklanması, birbirinden bağımsız adli işlemler değildir.

Karşımızda; ceza hukukunun ve ceza muhakemesi tedbirlerinin ifade, sanat, siyaset ve eleştiri alanına sistematik biçimde müdahale ettiği bir yargı pratiği bulunmaktadır. Bu pratiğin sonucu yalnızca hakkında soruşturma yürütülen veya tutuklama kararı verilen kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılması değildir.

Hukuk devleti ve hukuk toplumu için yüzyılların birikimiyle oluşturulan hukuk kuralları, değerleri ve ilkeleri, “sözde hukukla” ve “hukuki görüntü altında” gerçekte ise siyasal saiklerle tasfiye edilmektedir. İzlenen yol ve yöntem, toplumda kin ve nefret temelinde ayrışmayı derinleştirirken toplumsal barışı telafisi imkânsız biçimde zora sokmaktadır.

Bir komedyen sahneye çıkmadan önce hangi sözünün soruşturmaya konu edileceğini, bir sanatçı eserini ortaya koymadan önce hangi yorumun suç isnadına dönüştürüleceğini, bir yayıncı kitabı basmadan önce nüshalarının toplatılıp toplatılmayacağını düşünmek zorunda bırakılıyorsa; müdahale artık yalnızca hakkında işlem yapılan kişiye yönelmemiştir. Caydırıcı etki artık toplumun tamamında hissedilmekte, çaresizlik duygusu derinleşmektedir.

Bir kişi hakkında tahliye kararı verildikten sonra kişinin cezaevinden çıkmasına imkân verilmeden yeniden tutuklanması, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını kâğıt üzerinde bırakmaktadır.

Henüz geçtiğimiz hafta verilen Kavala kararının da ortaya koyduğu hukuki gerçek açıktır: Yargısal yetkinin yalnızca biçimsel hukuka uygunluğu değil, hangi amaçla kullanıldığı da insan hakları hukukunun denetimine tabidir.

Bugün bir kitabın daha okuyucusuna ulaşmadan nüshalarına el konulması ve dağıtımının yasaklanması, yalnızca bir yayın hakkında verilmiş tedbir kararı değildir. Bu durum, Anayasa’nın 25., 26. ve 28. maddeleri ile AİHS’in 10. maddesiyle korunan düşünceyi açıklama ve yayma, basın ve ifade özgürlüklerine doğrudan müdahaledir.

Bir sanatçının, yapımcının veya menajerin sanat faaliyetiyle bağlantılı isnatlar üzerinden özgürlüğünden mahrum bırakılması da yalnızca o kişinin özgürlüğüne müdahale değildir. Bu tür müdahaleler, Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti ile 27. maddesinde yer alan bilim ve sanat hürriyetini ihlal etmektedir. Sanatsal ifade, sırf alışılmışın dışında, rahatsız edici veya belirli kesimlerce kabul edilemez bulunması nedeniyle suç isnadına dönüştürülemez. Sanatçıya yönelik bu tür müdahaleler, aynı zamanda sanat camiasının tamamına verilen bir mesaj ve toplumun tümüne yöneltilen bir caydırma aracıdır.

Bir komedyenin aynı gösteride kullandığı sözlerinin parçalara ayrılması; bir tutuklama sona ererken başka sözlerin yeni bir tutuklamanın gerekçesine dönüştürülmesi ise yargısal denetimin kişi özgürlüğünü koruyan işlevini ortadan kaldırmaktadır.

Bunların hiçbiri birbirinden kopuk olaylar değildir. Aynı yargısal ve siyasal düzenin ürettiği aynı caydırıcı etkinin farklı görünümleridir. Temel hakların Anayasa'da ve uluslararası sözleşmelerde yazılı olması yetmez. Hak, siyasal iktidarın haksız müdahalesi karşısında kişiyi koruyabiliyorsa haktır.

Yargının araçsallaştırılmasıyla hedef alınan, insanın insan olmasından kaynaklanan haysiyetidir.

Gazeteciyi haber yaptığı, akademisyeni araştırmasını yayımladığı, sanatçıyı eserini ürettiği, avukatı savunmasını yaptığı, yurttaşı itiraz ettiği için özgürlüğüyle terbiye etme çabası, insan haysiyetini hiçe saymaktır.

Biz bu cendereyi kabul etmiyoruz.

Bizim için mesele vazgeçmeyeceğimiz insan haysiyetidir. Tam da bu nedenle varlık nedeni hukuku ve insan haklarını savunmak olan avukatlara ve barolara bugün her zamankinden daha fazla ihtiyaç vardır.

Kamu gücünün sınırlarını hukukla çizmek, iktidar karşısında yurttaşın haklarını savunmak, yargının cezalandırma ve susturma aracına dönüşmesine karşı çıkmak mesleğimizin ve tarihsel sorumluluğumuzun ayrılmaz parçasıdır.

Kişi özgürlüğünün kural, tutuklamanın gerçek anlamıyla istisna olduğu; düşüncenin suç deliline, kitabın yasaklı nesneye, mizahın soruşturma konusuna, sanatın suç isnadına dönüştürülmediği; mahkeme kararlarının yeni soruşturmalarla etkisizleştirilmediği bir hukuk düzeni için mücadele etmeye devam edeceğiz.

Bu cendereyi hakikatle, hukukla, haysiyetle aşacağız.

İSTANBUL BAROSU

İstanbul Barosu’ndan Deniz Göktaş, Tolga Akış ve İmamoğlu açıklaması! “Bu cendereyi aşacağız” - Resim : 1

İstanbul Barosu’ndan Deniz Göktaş, Tolga Akış ve İmamoğlu açıklaması! “Bu cendereyi aşacağız” - Resim : 2

İstanbul Barosu’ndan Deniz Göktaş, Tolga Akış ve İmamoğlu açıklaması! “Bu cendereyi aşacağız” - Resim : 3

Kaynak: Halk TV

Önerilen Videolar

Reklamlar

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Fahrettin Koca bir kaç defa istifa etmek istedi Yalı Çapkını dizisinin yıldızları Mert Ramazan Demir Avukat Serdar Öktem suikastı: Şüphelilerin yakalanma görüntüleri ortaya çıktı Son dakika: FETÖ'nün mahrem yapılanmasına operasyon.