Home
25 Haziran 2026 ( 0 izlenme )
Reklamlar

İBB davasında 57. gün! Gürkan Akgün: "Bu davanın mağduru 16 milyon İstanbulludur"


İBB davasında ilk duruşmanın 57. günü Silivri'de başladı. Savunma yapan Gürkan Akgün, "Burada yargılanan halkçı belediyecilik anlayışıdır. Bu davanın mağduru 16 milyon İstanbulludur" dedi.


İBB Başkanı ve cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu dahil 414 kişinin yargılandığı İBB davasında bugün 57. gün. Dün savunma yapan İBB Emlak Yönetimi Daire Başkanı Kağan Sürmegöz, 2019 yılından önce de belediyede çalıştığını ve ihale şartlarının AKP dönemiyle aynı olduğunu söyledi.

GERGİNLİK ÇIKTI

Dün mahkeme heyeti salondan ayrılırken Ekrem İmamoğlu ile kısa süreli bir gerginlik yaşandı. İmamoğlu heyet başkanına tutukluların mal varlıkları üzerindeki tedbirlerin ne zaman kaldırılacağını sordu.

Heyet Başkanı, "Size hesap vermek zorunda değiliz" dedi. İmamoğlu ise sonrasında "Yargılamayacaksanız yargılamayın" diye seslendi

DURUŞMA BAŞLADI

Silivri'de bugün İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Genel Sekreter Yardımcısı Gürkan Akgün savunma yapıyor.

"ADALET İSTİYORUM"

Akgün sözlerini "Kimseye boyun eğmeden, onurlu bir şekilde yaşamak istiyorum. Adalet istiyorum" diyerek bitirdi:

"Bugün Başkanımız Ekrem İmamoğlu'nun öncülüğünde, burada yargılanan birçok çalışma arkadaşımın emekleriyle, daha önce sayısı sıfırken; artık İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin, bu kısa zamanda hizmete açtığı kreşleri, kent lokantaları, öğrenci yurtları, halk kütüphaneleri, bölgesel istihdam ofisleri, mahalle evleri, sağlık merkezleri, ders atölyeleri vardır.

Öğrenciler İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden yani halkın bütçesinden burs alıyor. Anneler, iş arayanlar ücretsiz ulaşım hakkından faydalanıyor. Dar gelirliler, emekliler kentsel dönüşümde hibe desteği alabiliyor. Daha fazlasını saymakla bitmez.

Artık bugün itibariyle bir müsveddeye dönmüş bu iddianamede ortaya konulduğu gibi, kamuyu zarara uğratan bir belediye yönetimi var olsaydı şayet; tüm bunlar başarılabilir miydi dersiniz?

Ben bu memlekette her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı gibi eşimle, ailemle, dostlarımla özgürce, kimseye boyun eğmeden, onurlu bir şekilde yaşamak istiyorum.

Bu memleket için çalışmaya devam etmek istiyorum.

Bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak hiçbir ayrıcalık beklemeden hakkımın, hukukumun korunmasını istiyorum.

Ve onca zaman geçmesine rağmen; bıkmadan, usanmadan tek bir şey istiyorum: Adalet istiyorum."

"BIRAKIN SEBEPSİZİNİ ORTADA ZENGİNLEŞME YOK"

Örgüt iddialarını kesin bir dille reddeden Akgün şunları söyledi:

"Cumhuriyetin sağlamış olduğu imkanlarla Anadolu’daki bir köyden çıkıp İstanbul gibi bir dünya metropolünde idarecilik yapabilecek olanağa eriştim. Bana bu imkanı veren, beni yetiştiren bu Cumhuriyete daha çok borcum var, ödemek istiyorum. Ancak bugün en temel Anayasal hakkım olan kişi hürriyetinden yoksun bırakılmış durumdayım.

Hak ettiğim bu mu gerçekten? Burada savunma yapmıyor, adeta yokluğa karşı hakikati inşa etmeye çalışıyoruz.

Çıkar amaçlı suç örgütüymüş! Yok, yok! Ne böyle bir örgüt var ne de ben bu şekilde tarif edilen bir örgütün üyesiyim.

Ben İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde; Yüksek Şehir Plancısı olarak önce İmar ve Şehircilik Daire Başkanı, sonrasında Genel Sekreter Yardımcısı makamlarında kamuya hizmet etmiş bir devlet memuruyum.

Amirim de bellidir, memurum da. Kimseden ne talimat almışlığım, ne de usulsüz bir işlem yapmışlığım vardır.

Namusumla, onurumla, şerefimle kamu görevim boyunca bugüne kadar tek bir disiplin suçu almamış, onlarca geçirmiş olduğum teftişten tek bir olumsuz karar almadan alnımın akıyla çıkmış bir kişiyim.

İşini kamu yararını önceleyerek, liyakatle, dürüstlükle gerçekleştirmiş bir kişiyim.

İstanbul gibi bir şehirde, rantın merkezi olan bir makamda; İmardan, planlamadan, ulaşımdan, emlaktan, kentsel dönüşümden sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı olarak tertemiz görevimi yaptım.

İşte malvarlığım ortada! Evlerimiz arandı, banka hesaplarımıza, mülkiyet dökümlerine bakıldı. İddianamede de yazıyor.

Yalnızca 1 adet arabam var. Başka da ne malım, ne de mülküm var. Hesabını veremeyeceğim tek bir kuruş dahi yoktur. Bırakın sebepsizini ortada zenginleşme yok.

Peki soruyorum. Rantın tam merkezindeki makamlarda görev yapmış biri olarak soruyorum: Aklımın bir yerinde tırnağımın ucu kadar çıkar peşinde olmak yer alsaydı böyle mi olurdu malvarlığım? Karşınızda bu kadar rahat konuşuyor olabilir miydim?"

"DAVANIN MAĞDURU 16 MİLYON İSTANBULLUDUR"

"O yüzden burada yargılanan, daha en başta söylediğim gibi halkçı belediyecilik anlayışıdır. O yüzden bu davanın mağduru 16 milyon İstanbulludur" diyen Akgün sözlerini şöyle sürdürdü:

"Sayın Başkan, Sayın mahkeme heyeti, ortaya çıkan bu tablo bizlere şu gerçeği apaçık göstermektedir. Bu iddianame ve yaşadığımız peşin cezalandırma pratiği, devletin iş yapma ve işleyişini bozucu niteliktedir.

Görev ve sorumluluk gereğince yapılması zorunlu işlemler doğrudan yargılama ve tutuklama konusu haline getirildiğinde;

Kamu düzeni nasıl sağlanacaktır?
Kamuda sevk ve idare nasıl gerçekleştirilecektir?
Hizmet ve yatırımlar kimle yapılabilecektir?
Yargılanma ve tutuklama tehdidi olmadan insanlar görevlerini nasıl yapabileceklerdir?
Bu sorular tehlikeli bir biçimde ortalığa saçılmıştır.

Bu iddianame ve yaşadığımız peşin cezalandırma pratiği, açıkça bir iradenin teslim alınma sürecidir.

Burada bahsetmek istediğim, aylardır kapatılan, yalnızca bizlerin şahsi iradeleri değildir. Bugün burada, bir yerel yönetim yaklaşımına dair ortaya konulan irade, tahakküm altına alınmaktadır. Kamuya, belediyeye kaynak yaratan tüm bu uygulamalar suç olarak önümüze konulmuştur.

Oysa bu ağır ekonomik kriz koşullarında, halkın ihtiyaçları gün geçtikçe ağırlaşırken yaratılan bu kaynağın gittiği yer bellidir.

Yoksul çocukların içtiği halk süttür.
Yoksul mahallelerde kreştir.
Anadolu'dan gelen gençlerin barınabileceği yurtlardır.
Annelerin, iş arayanların ücretsiz ulaşımı, gençlere kütüphane, ücretsiz test kitabıdır.

Bizler; yaşadığımız onca engellemeye, önümüze konan bütçe kesintilerine, tırpanlanan yetkilerimize, el konulan mülklerimize rağmen; İstanbul Büyükşehir Belediyesi olarak, Başkanımız Ekrem İmamoğlu'nun önderliğinde ve 100 bin çalışanımızın emeğiyle; Şerefimiz, onurumuz, haysiyetimizle çalışarak tüm bunları hayata geçirmeyi başardık. Yarattığımız kamu kaynağı ile akılcı projeleri birleştirerek başardık.

O yüzden burada yargılanan, daha en başta söylediğim gibi halkçı belediyecilik anlayışıdır.
O yüzden bu davanın mağduru 16 milyon İstanbulludur."

"HAKLILIĞIMIZI İSPAT ETMEK İÇİN NE YAPMALIYIZ?"

Yaşananlara isyan eden Akgün şöyle konuştu:

"Burada yüksek yargı tarafından bütün dayanakları ile doğru yapıldığı tescillenmiş işlemler yüzünden ceza yargılamasına tabi tutuluyor ve özgürlüğümüzden yoksun bırakılıyoruz. Haklılığımızı ispat etmek için daha ne yapmamız gerekiyor?"

ARA BİTTİ

Duruşmaya verilen ara sona erdi. Gürkan Akgün savunmasına devam ediyor.

"NAMUSSUZLARA KARŞI CESUR OLMA MÜCADELESİ"

Duruşmaya ara verildi. Ekrem İmamoğlu, duruşma salonundan ayrılırken duruşmaya gelen yazarlara ve yayıncılara teşekkür ederek, "Mücadelemiz büyük görüyorsunuz kahramanlar muhafızlar mücadelesine devam ediyor. Bu mücadele, namusluların namussuzlara karşı cesur olma mücadelesidir" dedi.

"BAŞTAN AŞAĞI İFTİRA"

Rüşvet iddialarına ilişkin konuşan Akgün, "Külliyen yalandır. Baştan aşağı iftiradır.
Zaten tanık ile müşteki beyanı karşılaştırıldığında çelişki ve tutarsızlıklar apaçık ortaya çıkmaktadır. Tanık müştekinin bu iddiasını doğrular şekilde beyanda bulunmamıştır" dedi.

Akgün şöyle devam etti:

"Yani ben, 14 senedir devlet memurluğu yapmışım, bunun 10 senesi yöneticilik ve idarecilik ile geçmiş, binlerce insanla görüşmüşüm; bunların arasında Türkiye'nin ismini bildiği iş insanları da var, gecekonduda oturan vatandaş da var. Hakkımda bugüne kadar para, pul ile ilgili tek bir şikayeti bırakın dedikodu bile çıkmayacak. Bu soruşturmada savcılık makamı birçok iş insanından beyan alacak, dosyada yüzlerce tanık, sanık, müşteki ifadeleri olacak ve Gürkan Akgün ismi ile 'para' kelimeleri şansa dahi yan yana gelmeyecek. Ve ben, benden aracıyla randevu alıp gelmiş hayatımda ilk kez gördüğüm birinden, görür görmez para isteyeceğim. Öyle mi? Yani ben yalanın böylesine diyecek söz bulamıyorum.

Sonuç itibariyle toparlamak gerekirse; bütün ayrıntıları ile aktardığım üzere,

* Kesinlikle, kendime veya bir başkasına yarar sağlanmasına yönelik hiçbir eylemim söz konusu değildir. Ne kişisel bir menfaatim ne de başkasına menfaat sağlanmasına yönelik herhangi bir yönlendirmem söz konusu değildir.

* Herhangi bir talebim, zorlamam, mecbur bırakmam, haklı bir işi yapmamam, bekletmem gibi bir husus kesinlikle söz konusu değildir. Resmi belgeler zaten bu durumu apaçık bir şekilde ortaya koymaktadır.

* Kişinin kurumdan veya ben dahil olmak üzere kurumdaki hiçbir görevlinin uygulama ve davranışından dolayı bir mağduriyeti söz konusu değildir. Aksine belediyedeki iş ve işlemleri, mevzuata ve kurumun olağan iş akışına uygun biçimde gerçekleştirilmiştir.

* Tüm bu işlemlerde herhangi bir kişiden talimat almam söz konusu bile değildir, bu iddia tamamıyla hayal mahsulüdür.

* Başından sonuna kadar tüm işlemler "kamu yararı" gözetilerek gerçekleştirilmiştir. Kamunun işleyişini, güvenilirliğini, itibarını zedeleyecek ne bir eylem gerçekleştirilmiş, ne bir söz söylenmiş, ne de bir talepte bulunulmuştur. Müştekinin kendi iradesi dışında bir vaat vermesine sebebiyet verecek, dile getirdiği baskı ortamı oluşmamıştır. Kendisinin bu şekildeki ifadeleri maddi gerçeklikten uzak, tutarsız ve açıkça görüleceği üzere kendi içerisinde çelişkilidir.

* İdarenin olağan akışı içerisinde yürüyen iş ve işlemleri etkileyecek, bu mesnetsiz beyanlarla neden-sonuç ilişkisi kurulabilecek bir durum kesinlikle söz konusu değildir.

* Tüm bu olgular bir bütün halinde değerlendirildiğinde; üzerime atılı olan icbar suretiyle irtikap suçlamasının gerçek dışı, hukuki dayanaktan yoksun ve mesnetsiz olduğu ortaya çıkmıştır."

"İDDİANAME HAYAL ÜRÜNÜ"

Savunmasında şehir plancılığı kariyerini ve kamu hizmetindeki geçmişini anlatan Gürkan Akgün, 20 yıllık meslek hayatında kamu yararını gözettiğini, hakkında hiçbir disiplin cezası veya olumsuz yargı kararı bulunmadığını vurguladı.

Beylikdüzü Belediyesi’nde başlayan yerel yönetim kariyerinin ardından 2019’da İBB’ye geçtiğini, Aralık 2023’ten itibaren imar, planlama, ulaşım, emlak, deprem ve kentsel dönüşümden sorumlu Genel Sekreter Yardımcılığı görevini yürüttüğünü belirtti.

2019 sonrası İBB yönetiminin şehircilik anlayışını değiştirdiğini savunan Gürkan Akgün, planlama süreçlerini rant odaklı yaklaşımdan çıkararak deprem, kentsel dönüşüm, ulaşım ve yeşil alan gibi temel sorunlara yönelttiklerini söyledi.

Bu kapsamda 79 bölgede yaklaşık 2,5 milyon kişiyi etkileyen 48 bin hektarlık alanın nazım imar planlarının hazırlandığını, uzun yıllardır çözülemeyen tapu ve planlama sorunlarının giderildiğini ifade etti.

"BURADAN YOLSUZLUK ÇIKMAZ"

Gürkan Akgün, görev süresi boyunca kentsel dönüşüm, sosyal konut, altyapı ve ulaşım projelerine yaklaşık 45 milyar liralık kaynak ayrıldığını belirterek, “Buradan yolsuzluk çıkmaz. Bütçeyi İstanbul halkının ihtiyaçları için kullandık” dedi.

Riskli yapıların dönüşümü için kira yardımları sağlandığını, yaklaşık 50 bin kişinin yaşadığı binaların tahliye edildiğini ve 38 bin binanın ücretsiz risk taramasından geçirildiğini söyledi.

"İSTANBUL KAYBEDİYOR"

Hakkındaki kamu zararı ve örgüt suçlamalarını reddeden Gürkan Akgün, iddianamenin somut delillere dayanmadığını, hayal ürünü olduğunu ifade etti. İBB’de planlama süreçlerinin şeffaf ve katılımcı yürütüldüğünü belirterek, plan değişikliklerinin vatandaşlara kısa mesajlarla duyurulduğunu, halk toplantıları ve çalıştaylarla karar alındığını anlattı.

İstanbul’un en büyük meselesinin deprem riski olduğunu vurgulayan Gürkan Akgün, “Bir İstanbul depreminin getireceği yıkım korkunçtur. Kaybedecek tek bir saniyemiz bile yoktur. Ama biz maalesef 15 aydır elimiz kolumuz bağlı burada vakit kaybediyoruz. İstanbul kaybediyor” ifadelerini kullandı.

ALMAYA'NIN İSTANBUL BAŞKONSOLOSU VE ÇOK SAYIDA YAZAR GELDİ

Mahkeme heyeti yerini aldı, duruşma başladı. Ekrem İmamoğlu, destek için gelen yazarlara ve yayıncılara selam gönderdi ve “Ne güzel… Sanki kütüphaneye gelmiş gibi hissettim. Herkesin kitap okuması lazım. Kitap okumayandan ne bu millete ne bu devlete fayda olmaz” dedi.

Almanya’nın İstanbul Başkonsolosu Dr. Regine Grienberger de davayı izlemek için Silivri’ye gelenler arasında.

Davayı izlemeye gelen yazarlar şöyle:

- Kenan Kocatürk (Türkiye Yayıncılar Birliği Bşk.)
- Cem Erciyes (Doğan Kitap Yayın Yönetmeni)
- Erkan Akpınar (İletişim Yayınları Yayın Yönetmeni)
- Batu Bozkurt (Altın Kitaplar YK Başkanı)
- Mehmet Ali Uçar (Say Yayınları Kurucusu)
- Semih Sökmen (Metis Kitap Yayın Yönetmeni)
- Adnan Özyalçıner (Yazar/Türkiye Yazarlar Sendikası)
- Yalvaç Ural (Yazar)
- Yavuz Ekinci (Yazar)
- Tahir Şilkan (Yazar/Türkiye Yazarlar Sendikası)
- Mustafa Köz (Yazar/Türkiye Yazarlar Sendikası)
- Kamil Tekin Sürek (Yazar/Türkiye Yazarlar Sendikası)
- Sunay Akın (Şair, Yazar)
- Sinan Meydan (Tarihçi, Yazar)
- Gürsel Öğüt (Yazar)
- Zeynep Oral (Yazar)
- Vivet Uluç (Yazar)
- Mustafa Balbay (Gazeteci, Yazar)
- Orhan Alkaya (Şair, Yazar, Oyuncu)
- Müren Beykan (Günışığı Kitaplığı Yayın Yönetmeni)
- Müjgan Özçay (Günışığı Kitaplığı)
- Ozan Toker (Günışığı Kitaplığı)
- Halil İbrahim Özcan (Yazar, Pen Türkiye)
- Haluk Hepkon (Kırmızıkedi)

Kaynak: Halk TV

Önerilen Videolar

Reklamlar

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Sağlık Bakanlığı 13 Şubat koronavirüs vaka ve vefat sayılarını duyurdu | Güncel koronavirüs tablosu Osmanlı Ocakları Genel Başkanı, CHP lideriyle görüşmesini anlattı Midem kalktı yaa bu nasıl genişlik! >> 30 ülke birden imzaladı! 19 yıl sonra benzin bitiyor